MASAK Teşkilat Yapısı Görevleri ve Hukuki Yetkileri
Mali Suçları Araştırma Kurulu Uyum Görevlisi Yetkilendirme Sınavı hazırlık dersimizin ilk bölümüne, Türkiye aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele rejiminin merkezinde yer alan Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı ve görevleri konusuyla başlıyoruz. Bu modülde yer alan toplam elli sorudan üç tanesi doğrudan bu bölümdeki hukuki statü, görev ve yetkiler ile kurumsal koordinasyon yapısından gelmektedir. Dolayısıyla burada ele alacağımız tanımlar, yetki paylaşımları ve kurumsal mekanizmalar sınav başarınız açısından temel bir nitelik taşımaktadır. Şimdi ülkemizin mali istihbarat biriminin tarihsel gelişimi ve hukuki konumu ile dersimize başlayalım. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla bin dokuz yüz doksan altı yılında yürürlüğe giren dört bin iki yüz sekiz sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun ile kurulmuştur. Yaklaşık otuz yıldır faaliyetlerini sürdüren MASAK, aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına mali istihbarat birimi, yani uluslararası terminolojideki adıyla finansal istihbarat birimi veya kısaca FIU olarak görev yapmaktadır. Kurulun görev alanı zaman içinde gelişmiş, iki bin altı yılında çıkarılan beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ve daha sonra yüz yetmiş sekiz sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişle birlikte ise MASAK’ın teşkilat yapısı, yetki ve görevleri bir sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile temel düzenlemesine kavuşmuştur. Kurulun idari yapısı ve bağlılığı dikkat edilmesi gereken kritik bir husustur. bir sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz birinci maddesi uyarınca MASAK, Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde yer alan bir ana hizmet birimidir ve doğrudan Hazine ve Maliye Bakanına bağlı olarak çalışmaktadır. MASAK idari nitelikte bir mali istihbarat birimidir; adli veya kolluk kuvveti niteliğinde bir organ değildir. Temel görevi finansal verileri toplamak, bu verileri analiz etmek, stratejik ve operasyonel istihbarat üretmek ve nihayetinde bu analiz sonuçlarını yetkili adli, idari ve kolluk makamlarına aktarmaktır. Bu çerçevede MASAK, uzmanlık alanı dahilinde çeşitli raporlar hazırlayarak adli birimler tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturma süreçlerine güçlü bir ön araştırma desteği sağlamaktadır. Mevzuatta yetkili merci olarak belirtilen makam Hazine ve Maliye Bakanıdır ve Bakan gerekli gördüğü hallerde bu yetkisini bakan yardımcısına devredebilmektedir. bir sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz birinci maddesinde MASAK’ın görev ve yetkileri ayrıntılı biçimde sayılmıştır. Bu görevlerin başında suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla plan, program, politika ve strateji hazırlama süreçlerine katkı sağlamak ile kurumlar arasında ulusal risk değerlendirme çalışmaları da dahil olmak üzere koordinasyonu yürütmek gelir. MASAK faaliyet alanıyla ilgili kanun ve yönetmelik taslakları hazırlar, ekonomik güvenliğe yönelik riskleri izler ve önleyici tedbirler geliştirir. Görev alanına giren konularda veri toplamak, yükümlülerden gelen şüpheli işlem bildirimlerini almak, kaydetmek ve analiz ederek istihbarat üretmek de temel fonksiyonları arasındadır. Ayrıca Başkanlık, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde yükümlülük denetimi yapmak veya bu denetimlerin yapılmasını sağlamakla yetkilidir. Sınav hazırlığında özellikle dikkat edilmesi gereken ve adayların en çok yanıldığı ayrım, şüphe derecesine göre adli makamlara yapılacak bildirimlerin usulüdür. Bu iki kavramı karıştırmamak önemlidir ve aralarındaki fark hayati önem taşır. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz birinci maddesine göre, aklama veya terörizmin finansmanı suçunun işlendiğine dair ciddi şüphelerin mevcut olması durumunda Başkanlık konuyu doğrudan ilgili Cumhuriyet savcılığına intikal ettirir. Buna karşılık, yapılan analiz, araştırma ve inceleme sonucunda aklama veya terörizmin finansmanı suçunun işlendiği hususunda somut olguların varlığı tespit edilirse, bu durumda beş bin iki yüz yetmiş bir sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemlerin yapılması için Cumhuriyet başsavcılığına resmi suç duyurusunda bulunulur. Görüldüğü üzere, ciddi şüphe halinde Cumhuriyet savcılığına intikal ettirme, suçun işlendiğine dair olguların varlığı halinde ise Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunma prosedürü işletilmektedir. Bu iki aşamalı hukuki ayrımı sınav sorularında çok dikkatle ayırt etmeniz gerekmektedir. Başkanlığın diğer adli ve idari ilişkileri de kanunda açık kurallara bağlanmıştır. Aklama ve terörizmin finansmanı suçlarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından Başkanlığa intikal ettirilen konular MASAK tarafından analiz edilir ve incelenir. Analiz, araştırma ve inceleme süreçlerinde MASAK, gerekli görmesi halinde kolluk birimlerinden ve diğer kamu birimlerinden kendi görev alanlarında araştırma yapılması talebinde bulunabilir. Kanunun amir hükmü gereğince, kendisinden bu yönde talepte bulunulan birim bu talebin gereğini ivedi olarak yerine getirmekle yükümlüdür. MASAK ayrıca istihbarat ve kolluk birimleriyle bilgi alışverişinde bulunur, aklama ve terörizmin finansmanı kapsamında risk kategorileri belirleyerek gerektiğinde yükümlüleri bu risklere karşı bilgilendirir. Uluslararası ilişkiler ve sınır ötesi işbirliği boyutu da MASAK’ın görev alanında özel bir yetki kurgusuna sahiptir. Yabancı ülkelerdeki muadil mali istihbarat birimleriyle uluslararası bilgi değişimini sağlamak amacıyla, uluslararası anlaşma niteliğinde olmayan mutabakat muhtıralarını imzalamaya ve imzalanmış mutabakat muhtıralarını değiştirmeye bizzat Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanı yetkilidir. Ancak sınavda karşınıza çıkabilecek çok kritik bir ayrıntı şudur ki bu mutabakat muhtıraları imzalanmakla doğrudan yürürlüğe girmez; imzalanan muhtıraların ve yapılan değişikliklerin yürürlüğe girebilmesi için Cumhurbaşkanı kararı gerekmektedir. Denetim alanında ise yabancı ülke kanunlarına göre yetkili kılınmış mercilerin, merkezi yurt dışında bulunan yükümlülerinin Türkiye’deki birimleri nezdinde denetim yapmasına, karşılıklılık ilkesi gözetilerek MASAK tarafından izin verilebilir. Aynı şekilde MASAK da gerekli gördüğü hallerde merkezi Türkiye’de bulunan yükümlülerin yurt dışındaki birimlerinde denetim yapabilmekte ve doğrudan bilgi talep edebilmektedir. Şimdi suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadelede görev alan denetim yapısına ve denetim elemanı kadrolarına geçelim. Ülkemizde denetim yapısı birden fazla kamu otoritesinin uzmanlığından yararlanan çok kurumlu bir koordinasyona dayanır. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on birinci maddesi yükümlülük denetiminin denetim elemanları vasıtasıyla yerine getirileceğini belirtmiştir. Kanunun ikinci maddesinde kimlerin denetim elemanı sayılacağı açıkça ve sınırlı olarak sayılmıştır. Bu kadrolar sınavda doğrudan soru olarak gelebilmektedir. Kanuna göre denetim elemanları; Vergi Müfettişleri, Başkanlıkta istihdam edilen Hazine ve Maliye Uzmanları, Gümrük ve Ticaret Müfettişleri, Bankalar Yeminli Murakıpları, Hazine Kontrolörleri, Sigorta Denetleme Uzman ve Aktüerleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Uzmanları, Sermaye Piyasası Kurulu Uzmanları ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Denetçileri ve Uzmanlarıdır. Bu denetim elemanlarının görevlendirilme usulü mevzuatta iki farklı makama bağlanmıştır. Başkanlık bünyesinde istihdam edilen Hazine ve Maliye Uzmanları ile Vergi Müfettişleri doğrudan MASAK Başkanı tarafından görevlendirilir. Buna karşılık MASAK dışındaki diğer kamu kurumlarından görevlendirilecek denetim elemanları ise Başkanın talebi üzerine, ilgilinin kendi birim amirinin teklifi ve bağlı veya ilgili bulundukları Bakanın onayı ile belirlenir. Ayrıca beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun ek birinci maddesi uyarınca MASAK, aklama suçunun araştırılması ve incelenmesi ile yükümlülük denetimi görevlerini, söz konusu denetim elemanları arasından Başkanın talebi, ilgili birim amirinin teklifi ve bağlı veya ilgili bulundukları bakanın onayı ile belirlenerek Başkanlık emrinde üç yıla kadar geçici süreyle görevlendirilen denetim elemanları vasıtasıyla da yürütebilir. Buradaki üç yıllık azami geçici görevlendirme süresi mevzuatta açıkça yer alan ve sınavlarda test edilen önemli bir yasal süredir. Görevlendirilen uzmanlar ve denetim elemanları, görevlendirme konuları kapsamında bilgi ve belge istemeye, araştırma ve inceleme yapmaya, uygulamayı denetlemeye ve her türlü evrakı tetkik etmeye tam yetkilidirler. Dersimizin ikinci ana başlığı olan Malî Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kuruluna geçelim. bir sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz ikinci maddesi ile suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin mevzuat taslaklarını değerlendirmek, kurumlar arasında uygulamaya dönük işbirliğini güçlendirmek, stratejiler belirlemek ve yönlendirici kararlar almak üzere üst düzey bir koordinasyon organı olarak Malî Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu ihdas edilmiştir. Bu kurulun oluşturulması, Mali Eylem Görev Gücü tavsiyelerinin ikinci maddesinde yer alan ulusal işbirliği ve politika koordinasyonu gerekliliğiyle doğrudan örtüşmektedir. Tavsiye iki uyarınca ülkeler, aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadelede ulusal politikaları gözden geçiren, politika yapıcılar, mali istihbarat birimi, kolluk ve denetim otoriteleri arasında operasyonel düzeyde veri paylaşımı ve uyum sağlayan etkin mekanizmalara sahip olmak zorundadır. Koordinasyon Kurulunun üye yapısı sınav açısından özel bir hukuki dikkat gerektirir. bir sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz ikinci maddesine göre Kurul, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısının başkanlığında toplam on üyeden teşekkül eder. Bu üyeler; Milli İstihbarat Teşkilatı Başkan Yardımcısı, Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürü, Vergi Denetim Kurulu Başkanı, Malî Suçları Araştırma Kurulu Başkanı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü, Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü, Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürü, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısıdır. Koordinasyon Kurulunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte daha eski ve farklı kurum temsilcilerini içeren bir liste yer alıyor olsa da normlar hiyerarşisi ilkesi gereğince Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yönetmeliğe göre üstün norm olduğundan ve daha sonra yürürlüğe girdiğinden, güncel üye yapısında Kararnamede sayılan bu on kişilik kurul yapısı esas alınır. Kurul gerektiğinde diğer kurum temsilcilerini de oy hakkı olmaksızın görüşlerini almak üzere toplantıya davet edebilmektedir. Koordinasyon Kurulunun toplanma ve karar alma süreçleri yönetmelikte ayrıntılı usul kurallarına bağlanmıştır. Kurul yılda en az iki defa toplanmak zorundadır. Olağan toplantılar Nisan ve Eylül aylarında gerçekleştirilir. Ayrıca Kurul Başkanı resen veya üyelerden birinin yazılı başvurusu üzerine kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilir. Toplantı ve karar nisapları sınavda net rakamsal sorular olarak karşınıza çıkabilmektedir. Kurul, oy hakkı bulunan üye sayısının yarısından bir fazlası ile toplanır. Kararlar ise toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu, yani çoğunluğu ile alınır. Karar alma sürecinde üyelerin çekimser oy kullanmaları kesinlikle yasaktır. Oyların eşit çıkması halinde ise Kurul Başkanının oyu iki oy sayılır ve karar bu doğrultuda kesinleşir. Bölümümüzü toparlayacak olursak; MASAK bin dokuz yüz doksan altı yılında kurulmuş, Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde doğrudan Bakana bağlı idari nitelikli bir mali istihbarat birimidir. Adli makamlarla ilişkilerinde ciddi şüphe halinde savcılığa intikal, suçun işlendiğine dair olgu varlığında ise Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca suç duyurusu prosedürü uygulanır. Denetimler Vergi Müfettişleri, Hazine ve Maliye Uzmanları, Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulu uzmanları gibi dokuz gruptan oluşan denetim elemanları eliyle yapılır ve bu elemanlar üç yıla kadar Başkanlık emrinde geçici görevlendirilebilir. Üst politika ve mevzuat koordinasyonunu sağlayan Malî Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu ise Bakan Yardımcısı başkanlığında on üyeden oluşur, yılda en az iki kez toplanır, çekimser oy kullanılamaz ve eşitlikte başkanın oyu iki oy sayılır. Böylelikle MASAK ve görevleri konusunu tamamlamış bulunuyoruz. Bir sonraki bölümümüzde, uluslararası standart belirleyici otorite olan Mali Eylem Görev Gücü, yani FATF, FATF Tavsiyeleri, karşılıklı değerlendirme süreçleri, EGMONT Grubu ve dünyadaki mali istihbarat birimi modellerini tüm ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.
FATF Standartları ve Mali İstihbarat Birimi Modelleri
Premium
Bir önceki dersimizde Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının kurumsal yapısını, görev ve yetkilerini ayrıntılı olarak incelemiştik. Şimdi ise uluslararası alandaki temel standartları, bu standartları oluşturan kurumları ve mali istihbarat birimlerinin küresel işleyişini ele alacağız. Suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadele küresel ölçekte yürütülen çok boyutlu bir faaliyettir. Bu alandaki standartların merkezinde Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF ve mali istihbarat birimlerinin uluslararası işbirliği ağları yer almaktadır. Sınavda bu bölümden iki soru gelmektedir ve burada dikkat edilmesi gereken noktalar özellikle kurumların tarihsel gelişimi, görev tanımları, metodolojik kavramlar ve Türkiye ile ilgili kritik tarihlerdir. Mali İstihbarat Birimi, uluslararası literatürdeki adıyla Financial Intelligence Unit yani FIU, aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadelede şüpheli işlem bildirimleri ve diğer bilgileri alan, analiz eden ve analiz sonuçlarını yetkili makamlara dağıtan merkezi ulusal kamu idaresidir. Ülkemizde bu merkezi fonksiyonu Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı olarak çalışan Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı yani MASAK yürütmektedir. FATF yirmi dokuz No'lu Tavsiyesi, ülkelerin operasyonel olarak bağımsız, bildirim alma, analiz etme ve bilgi dağıtma fonksiyonlarını haiz ulusal bir mali istihbarat birimi kurmasını zorunlu kılan temel uluslararası standarttır. Bu standart uyarınca mali istihbarat birimleri başka bir idari otoritenin bünyesinde yer alsalar dahi, bağımsız karar verebilmeli ve operasyonel özerkliğe sahip bulunmalıdır. Mali istihbarat birimleri konumlandıkları yere ve yetkilerine göre dört temel modele ayrılır. Bunlar idari tip, kolluk tipi, adli veya savcılık tipi ve karma yani hybrid tip birimlerdir. İdari tip mali istihbarat birimleri, genellikle maliye bakanlıkları veya merkez bankaları bünyesinde kurulur. İdari tip birimlerin en büyük avantajı, finansal kuruluşlar ile kolluk güçleri arasında teknik ve tarafsız bir tampon görevi görerek bildirim istekliliğini artırmasıdır. Finansal kuruluşlar doğrudan polise gitmekten çekindiklerinde, idari birime güvenle bildirimde bulunabilirler. Ancak idari tip birimlerin doğrudan arama, el koyma veya gözaltı gibi kolluk yetkilerinin bulunmaması ve tedbirlerin uygulanmasında gecikmeler yaşanabilmesi dezavantaj oluşturur. Kolluk tipi mali istihbarat birimleri ise mevcut polis altyapısını kullanma, suç istihbaratına kolay erişim ve hızlı tedbir alma avantajına sahiptir. Buna karşılık, kolluk tipi birimler finans sektörüyle diyalogda güven eksikliği ve finansal uzmanlık yetersizliği yaşayabilir; ayrıca önleyici tedbirler yerine ceza soruşturmalarına odaklanma eğilimi taşırlar. Adli veya savcılık tipi mali istihbarat birimleri, yargı mekanizması içinde savcılık makamı altında yer alır. Bu modelde yargısal yetkiler derhal devreye sokularak fonlara el koyma, arama ve gözaltı işlemleri hızla yapılabilir. Yargı bağımsızlığı güven telkin etse de bu birimler önleyici tedbirler yerine bastırıcı ceza soruşturmalarına odaklanma eğilimindedir. Karma veya hybrid tip mali istihbarat birimleri ise bu farklı modellerin avantajlarını birleştirmeyi amaçlayan, idari ve kolluk personelinin birlikte görev yaptığı yapılardır. Mali istihbarat birimleri yürüttükleri analizleri iki temel kategoride gerçekleştirir. İlki operasyonel analizdir; bu analiz belirli hedefleri yani şahısları, hesapları, varlıkları ve suç örgütlerini izleyerek somut vaka bazında suç gelirleriyle doğrudan bağlantıları saptar. İkincisi ise stratejik analizdir; stratejik analiz aklama ve terörizmin finansmanına ilişkin genel eğilimleri, trendleri, modelleri, yöntemleri ve tehditleri tespit ederek ulusal politika ve hedeflerin belirlenmesine yardımcı olan geniş kapsamlı analiz türüdür. Mali istihbarat birimlerinin analiz sonuçlarını yetkili makamlarla paylaşımı iki şekilde gerçekleşir; bunlar re'sen yani spontane paylaşım veya yetkili makamların talebi üzerine paylaşımdır. Mali Eylem Görev Gücü, aklama ile mücadelede küresel çerçevenin kurucusudur. bin dokuz yüz seksen dokuz yılında Paris'te toplanan G-yedi Zirvesinde kurulan Mali Eylem Görev Gücü, hükümetler arası bağımsız bir kuruluştur. FATF'in kurulmasında, Birleşmiş Milletler tarafından bin dokuz yüz seksen sekiz yılında kabul edilen Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, kısa adıyla bin dokuz yüz seksen sekiz BM Viyana Sözleşmesi temel bir esin kaynağı olmuştur. Türkiye'nin yirmi Aralık bin dokuz yüz seksen sekiz tarihinde imzaladığı ve yirmi iki Kasım bin dokuz yüz doksan beş tarihli dört bin yüz otuz altı sayılı Kanunla onayladığı Viyana Sözleşmesi, uyuşturucu gelirlerinin aklanmasını suç saymış, müsadere yükümlülüğü getirmiş ve banka gizliliği arkasına sığınılmasını yasaklamıştır. Daha sonra iki bin tarihli Birleşmiş Milletler Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi yani Palermo Sözleşmesi ile birlikte Viyana ve Palermo Sözleşmeleri, ulusal mevzuatlarda aklama suçunun tanımlanmasında temel alınan iki ana uluslararası belge niteliğini kazanmıştır. FATF Tavsiyelerinin tarihsel gelişimi dikkat edilmesi gereken alanlardan biridir. İlk FATF Tavsiyeleri bin dokuz yüz doksan yılında yalnızca uyuşturucu gelirlerinin aklanmasıyla mücadele amacıyla kırk tavsiye olarak yayımlanmıştır. Bu tavsiyeler bin dokuz yüz doksan altı yılında kapsamı diğer suç gelirlerini de içerecek şekilde genişletilerek revize edilmiştir. on bir Eylül iki bin bir terör saldırılarının ardından FATF'in görev alanına terörizmin finansmanı dahil edilmiş ve kırk tavsiyeye ilaveten terörizmin finansmanıyla mücadele kapsamında sekiz adet Özel Tavsiye yayımlanmış, daha sonra bu sayı dokuza çıkarılmıştır. iki bin sekiz yılında FATF'in görev alanı kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanını içerecek şekilde genişletilmiştir. iki bin on iki yılında ise tüm bu standartlar yeniden gözden geçirilerek Özel Tavsiyeler ana metne yedirilmiş ve güncel Kırk Tavsiye çatısı altında birleştirilmiştir. FATF Standartları; Kırk Tavsiye, bu tavsiyelere ilişkin Açıklayıcı Notlar ve Açıklayıcı Sözlükten oluşan bağlayıcı bir bütündür. Açıklayıcı Notlar ve Sözlükteki örnekler bağlayıcı bir kural niteliğinde olmayıp sadece yol gösterici kılavuzdur. FATF Tavsiyelerinin hukuki niteliği bakımından şu ayrım sınav için hayati önem taşır. FATF Tavsiyeleri ulusal mahkemelerde doğrudan uygulanabilen supranasyonal kanunlar değildir. Devletler bu tavsiyeleri doğrudan uygulamak yerine, kendi egemenlikleri çerçevesinde bu standartlara uygun iç mevzuat düzenlemelerini yürürlüğe koyarlar. Örneğin FATF iki. Tavsiyesi olan Ulusal İşbirliği standardı, ülkelerin risk temelli ulusal politikalar geliştirmesini, sorumlu koordinasyon mekanizmaları oluşturmasını ve veri güvenliği kurallarıyla uyumlu ulusal işbirliğini zorunlu kılar. Ülkeler bu doğrultuda kendi kurumsal mekanizmalarını kurarlar. iki bin yirmi beş yılı itibarıyla FATF'in otuz sekiz üye ülkesi ve iki bölgesel organizasyon olmak üzere toplam kırk üyesi bulunmaktadır. Bu iki bölgesel organizasyon Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi'dir. Rusya'nın üyeliği askıya alınmış olup, Türkiye bin dokuz yüz doksan bir yılından bu yana FATF'in tam üyesidir. FATF sisteminde üye olmayan ülkelerin de standartlara uyumu bölgesel organlar aracılığıyla izlenir. Bunlara FATF-tarzı Bölgesel Oluşumlar yani kısa adıyla FSRB denir. FSRB'ler, FATF Genel Kurulu kararıyla imtiyazlı üye statüsü kazanan ve kendi bölgelerinde karşılıklı değerlendirmeleri yürüten kuruluşlardır. Bunlar arasında Avrupa Konseyi bünyesindeki MONEYVAL, Latin Amerika organı GAFILAT, Batı Afrika organı GIABA, Orta Doğu ve Kuzey Afrika organı MENAFATF ve Asya Pasifik Grubu sayılabilir. Bu bölgesel organların en önemlilerinden biri olan MONEYVAL, bin dokuz yüz doksan yedi yılında Avrupa Konseyi'nin daimi izleme organı olarak kurulmuştur. MONEYVAL, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin CM bölü Res iki bin on taksim on iki sayılı Tüzüğüne göre faaliyet gösterir ve yılda en az iki Genel Kurul toplantısı düzenler. MONEYVAL Genel Kurulunda başkan seçimi veya tüzük kabulü gibi usule ilişkin konular oylamayla karara bağlanırken, karşılıklı değerlendirme raporları ve uyum raporları gibi esas kararlar oylama yapılmaksızın oy birliğiyle kabul edilir. Uluslararası alandaki diğer önemli teşekkül EGMONT Grubudur. Mali istihbarat birimleri arasındaki işbirliğini ve bilgi değişimini geliştirmek amacıyla bin dokuz yüz doksan beş yılında Brüksel'de kurulan EGMONT Grubu, yüz seksen iki üye birimden oluşmaktadır. Bu grup bünyesinde bin dokuz yüz doksan yedi yılında faaliyete geçirilen Egmont Güvenli Ağı yani kısa adıyla ESW, yalnızca üye mali istihbarat birimlerinin erişimine açık olan, şifreli ve kapalı devre güvenli bir iletişim altyapısıdır. Türkiye, EGMONT Grubuna Şubat bin dokuz yüz doksan sekiz tarihinde üyelik müracaatında bulunmuş ve Haziran bin dokuz yüz doksan sekiz tarihinde resmi olarak üyeliğe kabul edilmiştir. FATF değerlendirme süreçleri iki temel eksen üzerinde yürütülür. Bunlar Teknik Uyum ve Etkililik denetimidir. Teknik uyum, bir ülkenin yasal ve kurumsal mevzuatının kırk Tavsiyeye uygun olup olmadığını inceler. Etkililik değerlendirmesi ise bu yasal çerçevenin sahada beklenen sonuçları ne ölçüde ürettiğini denetler. Etkililik denetimi, on bir adet Kısa Vadeli Hedef yani Immediate Outcome çerçevesinde gerçekleştirilir. Bu hedefler arasında risklerin anlaşılması, uluslararası işbirliği, denetim, önleyici tedbirler, gerçek faydalanıcılık şeffaflığı, mali istihbarat kullanımı, aklama soruşturmaları, müsadere, terörizmin finansmanı soruşturmaları ve kitle imha silahlarının finansmanının engellenmesi yer alır. Karşılıklı Değerlendirme Raporları neticesinde ülkelerin durumu izlenir ve FATF Genel Kurulu tarafından yılda üç kez kamuoyuna duyurulan iki liste yayımlanır. Birincisi Kara Liste olarak bilinen Eylem Çağrısına Tabi Yüksek Riskli Ülkelerdir. Bu ülkeler stratejik eksiklikleri bulunan ve uluslararası finansal sisteme ciddi tehdit oluşturan yargı bölgeleridir; FATF üyelerine artırılmış durum tespiti ve en ciddi durumlarda karşı önlemler alma çağrısında bulunur. iki bin yirmi beş yılı Haziran ayı itibarıyla FATF Kara Listesinde sadece üç ülke bulunmaktadır; bu ülkeler İran, Kuzey Kore ve Myanmar'dır. İkincisi ise Gri Liste olarak bilinen Artırılmış İzleme Altındaki Ülkelerdir. Gri listedeki ülkeler, rejimlerinde stratejik eksiklikler tespit edilmiş olan fakat bu eksiklikleri belirlenen sürelerde gidermek amacıyla FATF ile bir eylem planı dahilinde aktif işbirliği yürüten ülkelerdir. Ülkelerin eksikliklerini giderme süreçleri üç farklı izleme mekanizmasıyla takip edilir. İlki, ülke raporunun kabulünden üç yıl sonra yapılan Düzenli Takip Raporlamasıdır. İkincisi, teknik uyum ve etkililikte daha geride kalan ülkeler için öngörülen Hızlandırılmış Takip sürecidir. Üçüncüsü ise kritik eksiklikleri bulunan ülkeler için işletilen Uluslararası İşbirliği İzleme Grubu yani ICRG takibidir. Bu süreçte ülkeler on altı ay sürecek bir izleme dönemine alınır ve dönemin sonunda hazırlanan İzleme Dönemi Sonu Raporu doğrultusunda gerekli görülürse artırılmış izlemeye yani gri listeye dahil edilirler. Türkiye'nin FATF tarihindeki aşamalar sınav sorularının odak noktalarından biridir. Türkiye bin dokuz yüz doksan bir yılında FATF'e üye olmuştur. iki bin yedi yılında kabul edilen üçüncü tur Karşılıklı Değerlendirme Raporunda Türkiye, terörizmin finansmanının suç olarak yetersiz tanımlanması ve malvarlıklarının dondurulması mekanizmasının bulunmayışı nedeniyle yoğun eleştirilere uğramış ve izleme sürecine alınmıştır. iki bin on iki yılı Ekim ayında FATF, gerekli düzenlemelerin yapılmaması halinde Türkiye'nin üyeliğini yirmi iki Şubat iki bin on üç tarihinden itibaren askıya alma kararı vermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından on beş Şubat iki bin on üç tarihinde altı bin dört yüz on beş sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kabul edilmiş, böylece üyelikten askıya alınma krizi aşılmıştır. Bu reformlar sonucunda iki bin on dört yılı raporuyla Türkiye takip sürecinden çıkarılmıştır. iki bin on dokuz yılında yayımlanan dördüncü tur Karşılıklı Değerlendirme Raporunda Türkiye'nin teknik uyum karnesi on iki tavsiyede uyumlu, on altı tavsiyede büyük ölçüde uyumlu, on tavsiyede kısmen uyumlu ve iki tavsiyede uyumsuz olarak belirlenmiştir. Ancak etkililik kriterlerindeki yetersizlikler sebebiyle ülkemiz Ekim iki bin yirmi bir tarihinde gri listeye yani artırılmış izleme sürecine alınmıştır. Türkiye belirlenen eylem planını kararlılıkla uygulamış, üç ile altı Mayıs iki bin yirmi dört tarihlerinde gerçekleştirilen yerinde ziyaretin ardından hazırlanan olumlu rapor doğrultusunda, Haziran iki bin yirmi dört Genel Kurul kararıyla gri listeden başarıyla çıkarılmıştır. Suç gelirleriyle mücadelede uygulanan öncül suç yaklaşımları da standartların temel parçasıdır. FATF sisteminde öncül suçlar için tüm suçlara atıf, ciddi suçlar eşiği, ceza süresi eşik değer yaklaşımı, liste yaklaşımı veya bunların bir kombinasyonu benimsenebilir. Aklama suçunun varlığı için fonların vergi cennetlerindeki offshore hesaplar üzerinden dolaştırılması gibi yöntemler sıkça görülür. Offshore hesaplar, vergi cenneti yargı bölgelerinde sıkı mali gizlilik ve denetim eksikliğinden faydalanarak fon kaynağının gizlenmesini ve iz sürülmesini zorlaştırmaktadır. Şüpheli işlemlere ilişkin göstergeler incelenirken işlemlerin iktisadi mantıksızlığı, olağan dışı karmaşıklığı veya mutat olmayan hacmi gibi doğrudan işlemin niteliğine dayanan işlemlere ilişkin tipler analiz edilir. Mevzuatımız ve FATF standartları arasındaki önemli bir fark şüpheli işlem bildirimlerinin kapsamıdır. FATF yirmi No'lu Tavsiyesi uyarınca şüpheli işlem bildirimlerinde herhangi bir parasal sınır aranmaz; işlem tutarına bakılmaksızın ve teşebbüs edilen işlemler de dahil olmak üzere bildirim yapılmalıdır. Türkiye'de Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesinin ikinci fıkrasında da açıkça belirtildiği üzere şüpheli işlemler tutar gözetilmeksizin bildirilir. Ancak Türkiye'de şüpheli işlem bildirimi kapsamı FATF standardından daha geniştir. Zira beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun dördüncü maddesi yasa dışı amaç ifadesini kullanarak fiilin mutlaka Türk Ceza Kanunu anlamında bir suç olmasını şart koşmamıştır; örneğin Kabahatler Kanunu uyarınca idari para cezası gerektiren yasa dışı kumar fiilinden elde edilen fonlar da bildirime tabidir. Şüpheli işlem bildiriminde bulunma süresi konusunda adayların sıklıkla yanılgıya düştüğü kural şudur: Yasal bildirim süresi yedi takvim günü değil, şüphenin oluştuğu andan itibaren yedi iş günüdür. Terörizmin finansmanı suçunun hukuki niteliği açısından iki temel kural unutulmamalıdır. Birincisi fonun kullanılma şartıdır; terörizmin finansmanı suçunun oluşması için fonun somut bir eylemde fiilen kullanılmış olması şartı aranmaz, fon belli bir eylemle ilişkilendirilmemiş olsa dahi yalnızca terör örgütüne veya teröriste sağlanmış olması suçun tamamlanması için yeterlidir. İkincisi ise faillerin sıfatıdır; terörizmin finansmanı eylemini bir suç örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyesinin işlemesi halinde, bu şahıslara örgüt suçlarından dolayı verilecek ceza üçte birine kadar artırılarak uygulanır. Özetlemek gerekirse bu dersimizde FATF teşkilatını, kırk Tavsiyenin gelişimini, teknik uyum ve etkililik denetimini, on bir adet kısa vadeli hedefi, on altı aylık izleme dönemi olan ICRG mekanizmasını, EGMONT Grubu ve güvenli ağı ESW'yi, MONEYVAL usullerini ve mali istihbarat birimi modellerini tüm sınav ayrıntılarıyla inceledik. Bir sonraki dersimizde aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı kapsamında uluslararası sözleşmeleri, Avrupa Birliği direktiflerini ve diğer küresel prensipleri ele alacağız.
Uluslararası Sözleşmeler ve Terörizmin Finansmanı Mevzuatı
Premium
Mali Eylem Görev Gücü tavsiyeleri ve mali istihbarat birimlerinin uluslararası iş birliği ağını inceledikten sonra, bu standartların hukuki zeminini oluşturan uluslararası sözleşmelere ve Türk hukukundaki yansımalarına geçiyoruz. Suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası sözleşmeler, direktifler ve prensipler küresel çerçevenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Bu alandaki en temel gerekliliklerden biri Mali Eylem Görev Gücü otuz altı numaralı tavsiyesinde düzenlenmiştir. Otuz altı numaralı tavsiye uyarınca ülkelerin, bin dokuz yüz seksen sekiz tarihli Birleşmiş Milletler Viyana Sözleşmesi, iki bin tarihli Birleşmiş Milletler Palermo Sözleşmesi, iki bin üç tarihli Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi ve bin dokuz yüz doksan dokuz tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmeye derhal taraf olmaları ve bu metinleri eksiksiz biçimde uygulamaları zorunlu kılınmıştır. Uluslararası alanda Birleşmiş Milletler belgelerinin yanı sıra bölgesel düzeyde Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan sözleşmeler de büyük bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kabul edilen Strazburg Sözleşmesi, suç gelirlerinin aklanması, aranması, zapt edilmesi ve müsadere edilmesine odaklanmıştır. İki bin beş tarihli Varşova Sözleşmesi ise aklama ve müsadere tedbirlerini daha ileri bir boyuta taşımış ve doğrudan terörizmin finansmanı konusunu da bünyesine dahil etmiştir. Sınav hazırlığında Strazburg ile Varşova sözleşmeleri arasındaki bu kapsam farkına dikkat edilmelidir; zira Varşova Sözleşmesi terörizmin finansmanını açıkça içeren ilk bölgesel ceza hukuku sözleşmelerindendir. Mali Eylem Görev Gücü, uygulanabilir olduğu durumlarda ülkelerin bu sözleşmelere de taraf olmalarını ve iç hukuklarına uyarlamalarını önemle tavsiye etmektedir. Uluslararası sözleşmelerde yer alan bu taahhütler Türk hukukuna altı bin dört yüz on beş sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ile aktarılmıştır. Kanunun üçüncü maddesinde fon toplanması ve sağlanması yasaklanan fiiller ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Buna göre, bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri yasak kapsamındadır. Bunun yanı sıra, üç bin yedi yüz on üç sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak tanımlanan tüm eylemler ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin taraf olduğu dokuz uluslararası sözleşmede suç sayılan fiiller de bu maddeye dahildir. Bu dokuz sözleşme sivil havacılık güvenliği, uçak kaçırma, diplomatik kişilerin korunması, rehine alma, nükleer maddelerin güvenliği ve terörist bombalamaları gibi kritik alanları kapsamaktadır. Altı bin dört yüz on beş sayılı Kanunun dördüncü maddesi ise terörizmin finansmanı suçunun temel şeklini ve yaptırımını hükme bağlamaktadır. Söz konusu yasak fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla ya da kullanılacağını bilerek ve isteyerek fon sağlayan veya toplayan kişi cezalandırılır. Üstelik failin cezalandırılması için fonun belirli bir eylemle ilişkilendirilmesi veya fiilen bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz; teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması suçun oluşumu için yeterlidir. Bu temel suçun cezası, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır. Bu süre sınav sorularında doğrudan yoklanabilen temel ceza sınırıdır. Kanun koyucu terörizmin finansmanı suçu için belirli ağırlaştırıcı nedenler ve özel usul kuralları da öngörmüştür. Suçun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi durumunda, faile verilecek temel ceza yarı oranında artırılmaktadır. Ayrıca suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, bu tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Uluslararası ilişkileri ilgilendiren özel bir durum olarak, terörizmin finansmanı suçunun yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması doğrudan Adalet Bakanının talebine bağlanmıştır. Son olarak kanun, usul, soruşturma, kovuşturma ve infaz aşamalarında müstakil bir yargılama rejimi kurmak yerine doğrudan üç bin yedi yüz on üç sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerine atıf yapmaktadır. Özetle, uluslararası sözleşmelerle çerçevesi çizilen standartlar Türk hukukunda altı bin dört yüz on beş sayılı Kanun ile somut ceza ve tedbirlere dönüştürülmüştür. Bir sonraki bölümde, uluslararası düzeydeki bir diğer bağlayıcı yaptırım mekanizması olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve diğer uluslararası finansal yaptırımlar konusunu ele alacağız.
BM ve OFAC Uluslararası Finansal Yaptırım Rejimleri
Premium
Uluslararası sözleşmeler ve ilkelerin ardından, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesinde uygulanan Birleşmiş Milletler yaptırımları ile diğer uluslararası finansal yaptırımlar konusuna geçilmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırımları iki temel hukuki çerçeveye dayanmaktadır. Bunlardan ilki olan bin dokuz yüz doksan dokuz tarihli ve bin iki yüz altmış yedi sayılı Karar, bin dokuz yüz doksan sekiz yılının Ağustos ayında Kenya ve Tanzanya Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerine düzenlenen bombalı saldırılar sonrasında kabul edilmiştir. Bu karar, Taliban ve El Kaide ile ilişkili kişi ve kuruluşların malvarlıklarının dondurulmasını ve uçuş yasaklarını öngören küresel bir yaptırım rejimi kurmuştur. Güvenlik Konseyi iki bin on bir yılında kabul ettiği bin dokuz yüz seksen sekiz ve bin dokuz yüz seksen dokuz sayılı kararlarla bu yaptırım rejimini ikiye bölmüştür. Böylece El Kaide ile ilgili belirlemeler bin iki yüz altmış yedi Komitesine bırakılırken, Taliban ve Afganistan kaynaklı tehditlere ilişkin belirlemeler bin dokuz yüz seksen sekiz Komitesine devredilmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin on bir Eylül saldırıları sonrasında kabul ettiği iki bin bir tarihli ve bin üç yüz yetmiş üç sayılı Kararı ise genel terörle mücadele anlayışında bir dönüm noktası niteliğindedir. Bu kararla yaptırımların etkin biçimde uygulanmasını izlemek ve ülkelerin uyum kapasitelerini geliştirmek amacıyla Terörle Mücadele Komitesi, kısa adıyla CTC kurulmuştur. Sınav açısından bin iki yüz altmış yedi ve bin üç yüz yetmiş üç rejimleri arasındaki fark son derece önemlidir. Zira bin iki yüz altmış yedi rejimi doğrudan Birleşmiş Milletler komiteleri aracılığıyla küresel bir liste oluştururken, bin üç yüz yetmiş üç rejimi listelemelerin devletlerin kendi mevzuatlarına göre ulusal düzeyde veya diğer ülkelerin talepleri doğrultusunda yapılmasını öngörmektedir. Üstelik bin üç yüz yetmiş üç sayılı karar kapsamında ulusal düzeyde bir kişi veya kuruluşun malvarlığının dondurulmasına karar verilirken bir ceza mahkûmiyeti şartı aranmaz. Bunun yerine yetkili makamlarca haklı gerekçeler veya makul dayanak bulunması ispat standardı olarak yeterli kabul edilmektedir. Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF, altı numaralı tavsiyesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırımlarına uyumu zorunlu kılmaktadır. FATF standartlarına göre malvarlığı dondurma işlemi, fonların ve ekonomik kaynakların kaçırılmasını önlemek amacıyla gecikmeksizin ve önceden bildirimde bulunmaksızın derhal uygulanmalıdır. Dondurmanın kapsamı yalnızca belirli bir terör eylemi, komplo veya tehditle doğrudan ilişkilendirilen fonlarla sınırlı tutulamaz. Aksine, listelenen kişilerin doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olduğu veya kontrol ettiği tüm varlıklar, bu varlıklardan elde edilen ya da üretilen nema ve gelirler ile bu kişiler adına veya talimatıyla hareket edenlerin tüm malvarlığı dondurma kapsamına girmektedir. İnsani gereksinimlerin karşılanması amacıyla dondurulan fonlardan gıda, sağlık, kira gibi temel harcamalar ile belirli olağanüstü giderler için yetkili makamların onayıyla istisnai harcama izni verilebilmektedir. Ayrıca isim benzerliği nedeniyle yanlışlıkla varlıkları dondurulan kişilerin fonlarının hızlıca çözülmesi ve iyi niyetli üçüncü tarafların haklarının korunması amacıyla açık ve şeffaf usuller tesis edilmelidir. Diğer uluslararası finansal yaptırımlar başlığı altında incelenmesi gereken en önemli mekanizma, Amerika Birleşik Devletleri Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi, bilinen adıyla OFAC yaptırımlarıdır. OFAC, teröristler, uyuşturucu kaçakçıları ve kitle imha silahı yayıcıları gibi zararlı aktörlere karşı kapsamlı ekonomik yaptırımları yönetmektedir. Bu yaptırımlara nerede bulunursa bulunsun tüm Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları, Amerika Birleşik Devletleri tüzel kişileri ve bunların yabancı şubeleri uymak zorundadır. OFAC tarafından yayımlanan en temel yaptırım listesi, Özel Olarak Belirlenmiş Vatandaşlar ve Engellenen Kişiler Listesi, yani SDN Listesidir. Bu listede yer alan aktörlerin Amerika Birleşik Devletleri yetki alanındaki tüm malvarlıkları bloke edilmektedir. OFAC yaptırım yasaklarında iki tür lisans istisnası bulunmaktadır. Genel lisans, ilgililerin herhangi bir başvuru yapmasına gerek kalmaksızın belirlenen koşulları sağlayan herkese serbestçe işlem yapma hakkı tanır. Buna karşılık özel lisans, yapılan başvuru üzerine yetkili makam tarafından yalnızca hak sahibine belirli bir işlemi gerçekleştirme yetkisi veren özel bir izindir. Böylece Birleşmiş Milletlerin bin iki yüz altmış yedi ve bin üç yüz yetmiş üç sayılı kararları ile Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı OFAC düzenlemeleri uluslararası finansal yaptırımların temelini teşkil etmektedir. Hedefli mali yaptırımların gecikmeksizin ve önceden haber verilmeden uygulanması, küresel finansal sistemin terörün finansmanına karşı korunmasında vazgeçilmez bir unsurdur. Birleşmiş Milletler yaptırımları ve diğer uluslararası finansal yaptırımlara ilişkin bu bölümü tamamlarken, bir sonraki konumuz olan suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı alanında ulusal risk değerlendirmesi sürecine geçiyoruz.
Aklama ve Terörizmin Finansmanı Ulusal Risk Değerlendirmesi
Premium
Bir önceki dersimizde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırımları ile diğer uluslararası finansal yaptırım rejimlerini ayrıntılarıyla incelemiştik. Şimdi ulusal koordinasyon mekanizmasının en temel yapı taşlarından biri olan suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı konusunda Ulusal Risk Değerlendirmesi sürecine geçiyoruz. Ulusal Risk Değerlendirmesi, kısa adıyla URD, bir ülkenin karşılaşabileceği potansiyel aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı tehditlerini, bu tehditlerin olası etkilerini ve bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla yürütülen sistematik bir analiz sürecidir. Türkiye bu süreci iki temel belge üzerinden yürütmüştür. İlki Kara Paranın Aklanması ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele Ulusal Risk Değerlendirmesi, ikincisi ise Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanı Ulusal Risk Değerlendirmesidir. Bu analizlerin mantığında iki temel kavram yer alır. İlk aşamada tehditler ile kırılganlıklar eşleştirilerek doğal risk hesaplanır. İkinci aşamada ise uygulanan yatıştırıcı tedbirlerin azaltıcı pozitif etkisi düşülerek nihai artık risk skoruna ulaşılır. Aklama ve terörizmin finansmanı risklerinin değerlendirilmesinde ilk on suç grubu kırk senaryo bazında analiz edilmiştir. Değerlendirme sonucunda en yüksek öncül suç riski dolandırıcılık olarak tespit edilmiştir. Yasa dışı bahis ve kumar, uyuşturucu ticareti ile hırsızlık ve yağma suçları orta yüksek risk grubunda yer almıştır. Gümrük kaçakçılığı, sahtecilik, yolsuzluk, vergi kaçakçılığı ile göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti orta riskli görülmüştür. Tefecilik ise düşük risk kategorisinde yer almıştır. Terörizmin finansmanı tehditleri incelendiğinde en yüksek risk Fetullahçı Terör Örgütü olarak belirlenmiş, bunu az bir farkla PKK, KCK, PYD, YPG yapılanması ile dini istismar eden terör örgütleri takip etmiştir. Sol terör örgütleri ise adli süreçlere daha az konu olmaları nedeniyle orta düşük risk sınıfında kalmıştır. Sektörel kırılganlıklar açısından bakıldığında, bankalar ile kripto varlık hizmet sağlayıcıları yüksek risk grubundadır. Ödeme ve elektronik para kuruluşları, kuyumculuk, yetkili müesseseler ve emlakçılık orta yüksek riskli bulunmuştur. Yatırım ortaklıkları, varlık yönetim şirketleri, tasarruf finansman şirketleri ve noterler ise düşük risk düzeyindedir. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar bağlamında derneklerin genel sektörel riski düşüktür; ancak çatışma bölgelerinde insani yardım faaliyeti yürüten dernekler görece daha yüksek risk taşır. Vakıflarda ise kuruluş aşamasındaki mahkeme tescili zorunluluğunun getirdiği katılık ve nakdi yardımların bankalar üzerinden yapılma mecburiyeti nedeniyle tüm vakıf türlerinde risk düşük olarak belirlenmiştir. Yükümlülerin risk yönetmek yerine toptan iş ilişkisi sonlandırması anlamına gelen de-risking yani riskten kaçınma uygulamasının Türkiye genelinde sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir politika olarak benimsenmediği bankaların müşteri ret istatistikleriyle teyit edilmiştir. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı risk değerlendirmesi ise Mali Eylem Görev Gücü kısa adıyla FATF yedinci tavsiyesi ekseninde yetmiş altı kriterle yürütülmüştür. Bu sayı aklama değerlendirmesindeki kırk senaryodan farklıdır ve sınav açısından mühim bir ayrıntıdır. Çalışma grubunda Ticaret Bakanlığı tam altı genel müdürlük ile temsil edilmiştir. Denetim ve İş Birliği Komisyonu tarafından on dokuz Aralık iki bin yirmi dört tarihinde kabul edilen rapora göre Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına konu olan Kuzey Kore için risk düzeyi düşük, İran için ise orta seviye olarak belirlenmiştir. İran riskini artıran temel unsurlar sınır komşuluğu, şirket ortaklıkları ve banka hesap ilişkileridir. Kuzey Kore riski ise tehdit kaynaklı olmayıp tamamen sektörel kırılganlıktan ileri gelmektedir. Bu değerlendirmede galericilik, bahis veya elektronik ticaret gibi FATF standartları dışındaki yükümlüler analiz dışı tutulmuştur. En kritik sınav noktalarından biri şudur: Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı değerlendirmesinde hiçbir sektör yüksek risk olarak sınıflandırılmamış, en riskli sektörler orta düzeyde kalmıştır. Bankacılık, kripto varlık hizmet sağlayıcıları ile ödeme ve elektronik para kuruluşları bu orta risk grubunu oluşturmaktadır. Özetle, ulusal risk değerlendirmesinde doğal riskten yatıştırıcı tedbirler düşülerek artık riske ulaşılmakta, aklama tarafında kırk kriter incelenirken kitle imha silahları tarafında yetmiş altı kriter değerlendirilmektedir. Bir sonraki bölümümüzde aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine ilişkin ulusal strateji belgelerini ele alacağız.
Ulusal Strateji Belgeleri ve MASAK Koordinasyon Yapısı
Premium
Bir önceki dersimizde ele aldığımız suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı alanındaki Ulusal Risk Değerlendirmesi çalışmalarının ardından, bu risklerle mücadelede somut adımların atılmasını sağlayan ulusal strateji belgelerini ve koordinasyon mekanizmalarını inceleyeceğiz. Ülkemizde aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadele, en üst düzeyde kabul edilen iki temel strateji belgesi doğrultusunda yürütülmektedir. Bu belgeler hem ilgili kurumlar arasındaki eş güdümü sağlamakta hem de adli, idari ve mali süreçlerin etkinliğini artırmayı amaçlamaktadır. Sınav hazırlığında her iki strateji belgesinin hukuki dayanakları, kapsadığı dönemler, oluşturulan çalışma grupları ve raporlama mercileri dikkatle bilinmelidir. İlk temel belge, iki bin yirmi bir taksim on altı sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yürürlüğe konulan Türkiye’de Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı ile Mücadele ve Müsadere Uygulamalarında Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesidir. Bu belge, iki bin yirmi bir ile iki bin yirmi beş yıllarını kapsamakta olup adli ve idari süreçlerin etkili yürütülmesini, ulusal risk değerlendirmesinin güncelliğinin korunmasını, süreçlerin risk temelli önceliklendirilmesini ve malvarlığına el koyma ile müsadere tedbirlerinin güçlendirilmesini hedeflemektedir. Bu strateji belgesi kapsamında özellikle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün yüz elli beş taksim bir sayılı Genelgesi hayati bir rol oynamaktadır. Söz konusu genelge uyarınca, yüksek riskli öncül suçlar ile terör soruşturmalarında aklama ve terörizmin finansmanı suçlarına ilişkin incelemelerin eş zamanlı olarak başlatılması, sistematik mali soruşturma yürütülmesi ve müsadere taleplerinin mahkemelerden öncelikli olarak istenmesi sağlanmaktadır. Belgenin hedeflerine ulaşılması amacıyla üç temel çalışma grubu kurulmuştur. Bunlardan ilki olan Tehdit Çalışma Grubu; Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK koordinatörlüğünde toplanır. Bu grupta Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü temsilcileri yer alır. Tehdit Çalışma Grubu suç istatistiklerini, uzman değerlendirmelerini ve iyi uygulama örneklerini inceleyerek suç eğilimlerini gösteren tipoloji rehberleri üretir. İkinci yapı olan Kırılganlık Çalışma Grubu ise yine MASAK koordinatörlüğünde görev yapar. Bu grupta beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun ikinci maddesinin birinci fıkrasının e bendinde sayılan denetim elemanlarının bağlı olduğu kurumlar, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ticaret Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı temsilcileri yer alır ve sektörel zaafiyetler ile kırılganlıkları analiz eder. Üçüncü yapı ise altı bin dört yüz on beş sayılı Kanun çerçevesinde malvarlığı dondurma kararlarının etkinliği için kurulan Yaptırımların İzlenmesi Çalışma Grubudur. Bu grup MASAK koordinatörlüğünde; Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı temsilcilerinden teşekkül eder. İkinci temel strateji belgesi ise iki bin yirmi beş taksim beş sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yürürlüğe giren Türkiye’de Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanı İle Mücadelede Etkinliğin Artırılması Strateji Belgesidir. iki bin yirmi beş ile iki bin yirmi dokuz yıllarını kapsayan bu KİSYF Strateji Belgesi; ulusal koordinasyonun güçlendirilmesini, uluslararası araştırmaların takibini, denetim mekanizmalarının geliştirilmesini ve ulusal risk değerlendirmesinin güncelliğinin korunarak paylaşılmasını amaçlar. Bu belge çerçevesinde de çok sayıda bakanlık, düzenleyici kurum ve istihbarat biriminin katılımıyla KİSYF ile Mücadele Çalışma Grubu oluşturulmuştur. Sınavda özellikle sorulan husus, koordinasyon, sekretarya ve raporlama zincirindeki kurumsal ayrımlardır. Her iki ulusal strateji belgesinde de çalışma gruplarının, komisyonların ve kurulların sekretarya ve ulusal koordinasyon hizmetleri münhasıran MASAK tarafından yürütülür. Ancak raporlama mercileri farklıdır. iki bin yirmi bir-iki bin yirmi beş Strateji Belgesi uygulama sonuçları öncelikle bir numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz ikinci maddesi gereğince Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kuruluna sunulur ve ulusal düzeydeki reform önerileri Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu ile Hukuk Politikaları Kuruluna raporlanır. Buna karşılık, iki bin yirmi beş-iki bin yirmi dokuz KİSYF Strateji Belgesi uygulama sonuçları yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanun kapsamındaki Denetim ve İş Birliği Komisyonunda görüşülür ve gerçekleşme durumu doğrudan Cumhurbaşkanlığına raporlanır. Özetle; ülkemizin aklama, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadelesi, MASAK koordinasyonunda yürütülen iki ayrı Cumhurbaşkanlığı strateji belgesi, ihtisaslaşmış çalışma grupları ve adli alandaki yüz elli beş taksim bir sayılı Genelge ile kurumsal bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu mekanizmaları tamamladıktan sonra, bir sonraki bölümümüzde suç gelirlerinin aklanması suçunun aşamalarını ve bu süreçte başvurulan yöntemleri ayrıntılı olarak ele alacağız.
Suç Gelirlerinin Aklanması: Tarihçe, Aşamalar ve Mevzuat
Premium
Bir önceki dersimizde suç gelirlerinin aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadele kapsamındaki ulusal strateji belgelerini ve bu belgelerin çizdiği genel çerçeveyi ayrıntılı biçimde ele almıştık. Bu dersimizde ise MASAK Uyum Görevlisi Yetkilendirme Sınavı müfredatının en temel konularından biri olan suç gelirlerinin aklanması kavramını, aklama sürecinin evrelerini ve bu süreçte başvurulan tipolojik yöntemleri derinlemesine inceleyeceğiz. Sınavda doğrudan bu başlıktan üç soru sorulmaktadır ve aklamanın aşamaları, uluslararası tarihsel gelişim, mevzuatımızdaki kavramsal dönüşüm ile tedbirlerin sınıflandırılması soru hazırlayıcıların en çok üzerinde durduğu alanlardır. Kara para aklama veya güncel hukuki terimiyle aklama suçu, öncül bir suçtan elde edilen gelirlerin yasa dışı kaynağını gizleyerek bunlara yasal bir görünüm kazandırma ve söz konusu fonları finansal sisteme sokma sürecidir. Suç gelirlerinin aklanması yalnızca ekonomik dengeleri sarsmakla kalmaz; aynı zamanda serbest piyasada adil rekabet ortamını zedeler, finansal kurumların güvenilirliğini aşındırır, toplumsal düzeni bozar ve adalet mekanizmasını doğrudan tehdit eder. Yasa dışı faaliyetlerden elde edilen haksız kazançların meşrulaştırılması, suç örgütlerinin mali gücünü pekiştirerek yeni suçların işlenmesine ve terörizmin finansmanına zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple aklama suçuyla mücadele, modern devletler nezdinde sadece klasik bir mali denetim konusu değil, ulusal ve küresel güvenliğin vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Aklama kavramının tarihsel kökenine baktığımızda, yasa dışı kazançların gizlenmesi çabalarının insanlık tarihi kadar eski olduğunu ancak terimin modern anlamda ortaya çıkışının belirli bir döneme dayandığını görmekteyiz. Kara para aklama terimi, bin dokuz yüz otuz'lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri mafya örgütlerinin, özellikle yasa dışı içki ve kumar faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri gizlemek amacıyla yüksek nakit akışına sahip çamaşırhaneleri işletmesiyle doğmuştur. Çamaşırhane işletmelerinin yoğun nakit sirkülasyonu sağlaması, suç gelirlerinin yasal ticari kazançlarla harmanlanarak denetim mekanizmalarından kaçırılmasını kolaylaştırmış ve böylece İngilizce money laundering, yani kara para aklama tabiri uluslararası mali suç literatürüne girmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel finans sisteminin genişlemesi, sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve sınır ötesi bankacılık işlemlerinin artmasıyla birlikte aklama mekanizmaları çok daha karmaşık ve sınır aşan bir yapıya bürünmüştür. Özellikle bin dokuz yüz yetmiş'li yıllarda uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı ve yolsuzluk kaynaklı devasa fonların uluslararası bankacılık sistemine sokulması devletleri ortak hareket etmeye zorlamıştır. Bu kapsamda Amerika Birleşik Devletleri'nde yürürlüğe giren Bank Secrecy Act gibi yasal düzenlemeler finansal kurumlara belirli raporlama zorunlulukları getirmiştir. Uluslararası alandaki en büyük dönüm noktası ise bin dokuz yüz seksen sekiz tarihli Birleşmiş Milletler Uyuşturucu Maddelere Karşı Sözleşmesi olmuştur. Bu sözleşme, suç gelirlerinin aklanmasını uluslararası hukuk nezdinde ilk kez açıkça tanımlamış ve taraf ülkeler için suç kabul edilmesini zorunlu kılmıştır. Sözleşme aynı zamanda ülkelerin mali sistemlerinde güçlü denetim ve bildirim mekanizmaları kurmasını şart koşmuştur. bin dokuz yüz doksan'lı yıllara gelindiğinde ise küresel iş birliğini kurumsal bir zemine oturtmak amacıyla Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF kurulmuştur. FATF, yayımladığı kırk tavsiye kararı ile suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede evrensel standartları belirlemiş ve ülkelerin bu standartlara uyumunu düzenli değerlendirme süreçleriyle izlemeye başlamıştır. Avrupa Birliği de bin dokuz yüz doksan bir yılından itibaren yayımladığı ve iki bin bir, iki bin beş, iki bin on beş ve iki bin on sekiz yıllarında güncellediği yönergelerle finansal şeffaflığı ve şüpheli işlem bildirim standartlarını sürekli olarak geliştirmiştir. Türkiye'de suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadelenin kurumsal ve yasal temelleri ise bin dokuz yüz seksen'li yılların sonlarında gündeme gelmiş, sermaye piyasalarının ve kambiyo rejiminin serbestleştiği bin dokuz yüz doksan'lı yıllarda ivme kazanmıştır. Bu çerçevede Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bin dokuz yüz doksan altı yılında kabul edilen dört bin iki yüz sekiz sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun, Türk hukuk sisteminde kara para kavramına yer veren ilk temel kanundur. dört bin iki yüz sekiz sayılı Kanun, kara parayı kanun metninde sınırlı biçimde sayılan öncül suçların işlenmesi suretiyle elde edilen para, kıymetli evrak, mal veya gelirler olarak tanımlamıştır. Bu Kanun ile aklama fiilleri suç sayılmış ve mücadelede kilit bir rol üstlenen idari istihbarat birimi olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK kurulmuştur. MASAK'ın kurulmasıyla birlikte yükümlü gruplar için şüpheli işlem bildirimi gibi zorunluluklar hukuk sistemimize ilk defa girmiştir. Zaman içerisinde uluslararası standartların genişlemesi ve suç tiplerinin çeşitlenmesi neticesinde dört bin iki yüz sekiz sayılı Kanun yetersiz kalmış ve iki bin altı yılında beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanun, Türkiye'nin mali suçlarla mücadelesini FATF'ın kırk tavsiyesi ve Avrupa Birliği müktesebatıyla tam uyumlu hale getiren modern temel kanundur. Bu Kanun ile yükümlülerin kimlik tespiti, şüpheli işlem bildirimi, bilgi ve belge saklama gibi önleyici tedbirleri çağdaş standartlara kavuşturulmuştur. Sınav açısından son derece kritik olan kavramsal değişiklik ise beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun yirmi altıncı maddesinde yer almaktadır. Bu maddenin getirdiği düzenleme uyarınca, dört bin iki yüz sekiz sayılı Kanunun öncül suç listesini içeren maddeleri yürürlükten kaldırılmış; mevzuatta yer alan kara para tabiri terk edilerek suçtan kaynaklanan mal varlığı değeri, yani suç geliri ifadesi benimsenmiştir. Aynı şekilde beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun yirmi altıncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, diğer mevzuatta geçen kara para ibaresinden suçtan kaynaklanan mal varlığı değeri, kara para aklama suçu ibaresinden ise beş bin iki yüz otuz yedi sayılı Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinde düzenlenen aklama suçu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sınavda Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesi ile beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun yirmi altıncı maddesinin üçüncü fıkrası arasındaki bu kavramsal bağ mutlaka akılda tutulmalıdır. Suç gelirlerinin aklanması süreci doktrinde ve uluslararası uygulamada üç kesin ve mantıksal aşamadan oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu aşamaların kronolojik sıralaması ve içerdiği ayırt edici eylemlerdir. Aklamanın aşamaları sırasıyla yerleştirme, katmanlaştırma ve entegrasyondur. İlk aşama, İngilizce placement terimiyle karşılanan yerleştirme aşamasıdır. Yerleştirme, suçtan kaynaklanan nakit veya nakit benzeri değerli varlıkların finansal sisteme ilk kez sokulduğu aşamadır. Yasa dışı faaliyetlerden elde edilen fonlar bu evrede bankalara yatırılır, döviz bürolarında bozdurulur, küçük tutarlı finansal işlemlere bölünür veya nakit kabul eden ticari işletmeler üzerinden kayda geçirilir. Yerleştirme aşaması, suçlunun elindeki fiziki nakdin finansal sisteme temas ettiği ilk an olması sebebiyle denetim mekanizmalarına yakalanma riskinin en yüksek olduğu, aklayıcı açısından en kırılgan evredir. İkinci aşama, İngilizce layering terimiyle ifade edilen katmanlaştırma aşamasıdır. Katmanlaştırma, sisteme girmiş olan fonların paravan şirketler, offshore yani kıyı ötesi hesaplar, karmaşık elektronik transferler zinciri ve sık hesap hareketleri yoluyla dolaştırılarak suç ile olan denetim bağının koparıldığı aşamadır. Bu aşamada amaç, denetim izini tamamen silmek, paranın kaynağını ve gerçek faydalanıcısını tespit etmeyi imkansız hale getirmektir. Çok sayıda farklı yargı alanına fon aktarımı yapılması, sahte ticari sözleşmeler veya hayali danışmanlık faturaları kullanılması katmanlaştırma evresinin tipik örnekleridir. Üçüncü ve son aşama ise İngilizce integration terimiyle adlandırılan entegrasyon aşamasıdır. Entegrasyon aşamasında, katmanlaştırma işlemleri sonucunda kaynağı belirsizleştirilen ve suçla bağlantısı koparılan para, meşru bir gelir görüntüsü altında tamamen yasal ekonomiye dahil edilir. Aklanan bu paralarla lüks gayrimenkuller, menkul kıymetler, şirket hisseleri, lüks taşıtlar satın alınır veya doğrudan yeni yasal ticari yatırımlara girişilerek paranın meşru ticari faaliyetlerden kazanıldığı intibası verilir. Bu aşamaya ulaşmış olan suç geliri artık normal piyasa aktörlerinin fonlarından ayırt edilemez hale gelmiştir. Aklama suçu ile mücadelede benimsenen mekanizmalar ise amaca ve uygulanma zamanına göre önleyici tedbirler ve bastırıcı tedbirler olmak üzere iki temel gruba ayrılır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu iki grup arasındaki eylem ayrımıdır. Önleyici tedbirler, adından da anlaşılacağı üzere suçun işlenmesini ve suç gelirinin mali sisteme girmesini baştan engellemeyi amaçlar. Bu kapsamda yükümlülerin uyguladığı kimlik tespiti, şüpheli işlem bildirimi, bilgi ve belge verme yükümlülükleri, önleyici kolluk faaliyetleri, toplumsal farkındalık çalışmaları, idari saydamlık ve iyi yönetişim ilkeleri önleyici tedbirler arasında yer alır. Şüpheli işlemlerin tutar gözetilmeksizin bildirilmesi kuralı Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir ve önleyici mimarinin kalbini oluşturur. Bastırıcı tedbirler ise suçun işlenmesinden sonra devreye giren adli ve cezai araçlardır. Suç oluştuktan sonra faillerin ve suç ortaklarının belirlenmesi, faillerin cezalandırılması ve en önemlisi suçluların suçtan elde ettikleri ekonomik menfaatlerden tamamen mahrum bırakılması bastırıcı tedbirlerin konusudur. Bastırıcı tedbirler kapsamında özellikle ceza muhakemesi hukuku aracı olan el koyma ile bir güvenlik tedbiri niteliğindeki müsadere müessesesi ön plana çıkmaktadır. Son olarak suç gelirlerinin aklanmasında kullanılan başlıca yöntemleri özetleyelim. Suçlular nakit akışının yüksek olduğu restoran, otel, eğlence merkezi ve döviz bürosu gibi nakit yoğun işletmeleri kullanarak kirli parayı yasal hasılat gibi gösterebilmektedir. Bir diğer yöntem olan fatura manipülasyonunda gerçekte var olmayan ticari işlemler için sahte fatura düzenlenmekte veya fatura bedelleri gerçek değerinden farklı gösterilerek suç gelirine ticari kılıf uydurulmaktadır. Kumarhaneler ve bahis sitelerinde nakit paranın oyun fişine çevrilip sonrasında kazanılmış para görüntüsüyle banka hesaplarına çekilmesi de yaygın bir tekniktir. Vergi cennetlerinde kurulu offshore hesaplar ve paravan şirketler, fonların nihai faydalanıcısını gizlemede kullanılırken gayrimenkul yatırımları ile değer manipülasyonu kolay olan sanat ve koleksiyon eserleri fonların entegrasyonunda sıklıkla tercih edilmektedir. Son yıllarda ise dijital varlıkların ve kripto paraların sunduğu anonimlik, suç gelirlerinin sınır ötesine hızlı ve takibi zor biçimde aktarılmasında yeni bir yöntem alanı oluşturmuştur. Özetlemek gerekirse bu dersimizde aklama kavramını, bin dokuz yüz otuz'lar Amerikan mafyasının çamaşırhane uygulamalarından doğan tarihçesini, bin dokuz yüz seksen sekiz Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ile FATF'ın kırk tavsiyesinin getirdiği küresel çerçeveyi inceledik. Türk hukukunda bin dokuz yüz doksan altı tarihli ve dört bin iki yüz sekiz sayılı Kanunla başlayan sürecin iki bin altı tarihli ve beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunla modernleştirildiğini, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun yirmi altıncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kara para yerine suç geliri, aklama suçu için ise beş bin iki yüz otuz yedi sayılı Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinin esas alındığını vurguladık. Ayrıca sürecin kesin olarak yerleştirme, katmanlaştırma ve entegrasyon sıralamasını izlediğini; tedbirlerin ise önleyici ve bastırıcı olarak ikiye ayrıldığını netleştirdik. Bir sonraki dersimizde Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesi kapsamında aklama suçunun unsurlarını, öncül suç kavramını ve el koyma mekanizmalarını inceleyeceğiz.
Suç Gelirlerinin Aklanması ve El Koyma Tedbirleri
Premium
Suç gelirlerinin aklanması sürecinde yer alan yerleştirme, ayrıştırma ve bütünleştirme aşamaları ile bu aşamalarda başvurulan tipik yöntemleri tamamladıktan sonra, şimdi aklama suçu ve el koyma konusuna geçiyoruz. Ceza hukuku ve mali mevzuat çerçevesinde bu alan, aklama fiilinin suç olarak unsurlarını ve bu suçla mücadelede uygulanan koruma tedbirlerini belirler. Türk hukukunda aklama suçu, kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç niteliğindedir. Bu suç ile birden fazla hukuki yarar korunmakta olup, temel amaç soruşturma ve kovuşturma makamlarının öncül suçlardan elde edilen malvarlığı değerlerine ulaşabilmesini, faillerin ortaya çıkarılmasını ve adil yargılanma hakkının tesisi ile genel anlamda adliyeye ve topluma ilişkin yararın güvence altına alınmasını sağlamaktır. Dolayısıyla suçun doğrudan mağduru, tek tek bireylerden ziyade bütünüyle toplumu oluşturan herkestir. Aklama suçunun ortaya çıkabilmesi için mutlaka öncesinde işlenmiş bir öncül suç bulunmalıdır. Öncül suçların kapsamının belirlenmesinde uluslararası standartlar ve ulusal tercihler farklı yaklaşımlar sergilemektedir. Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla bilinen FATF Tavsiye üç düzenlemesinde, ülkelerin bin dokuz yüz seksen sekiz tarihli Viyana Sözleşmesi ve iki bin tarihli Palermo Sözleşmesi temelinde suç gelirlerini aklamayı bağımsız bir suç olarak kabul etmelerini öngörür. Bu standart kapsamında öncül suçlar, tüm ciddi suçları veya bir yıldan fazla hapis cezası ile cezalandırılabilen suçları kapsamalıdır. Hukuk sistemlerinde suçlar için asgari bir eşik belirleyen ülkelerde ise bu eylemlerin asgari altı aydan fazla hapis cezası gerektiren tüm suçları içermesi istenir. Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinde öncül suçlar, eski mülga kanunda olduğu gibi liste yöntemiyle değil, alt sınırı altı ay hapis eşik değer yaklaşımıyla belirlenmiştir. Bu yasal tercihe göre Türk ceza mevzuatında aklama suçunun konusu, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir öncül suçtan kaynaklanan malvarlığı değerleridir. Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinin birinci fıkrasında temel aklama suçu hüküm altına alınmıştır. Bu fıkraya göre, alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Maddede iki ayrı seçimlik hareket öngörülmüştür. Bu seçimlik hareketlerin manevi unsuru sınav açısından son derece kritik bir ayrıma dayanır. Yurt dışına çıkarma fiilinde kast yani bilme yeterliyken, çeşitli işlemlere tabi tutma seçimlik hareketinde gayrimeşru kaynağı gizleme veya meşru gösterme özel kastı aranır. Bir diğer ifadeyle, malvarlığını çeşitli işlemlere tabi tutan failin, gayrimeşru kaynağı gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak gibi özel bir amaç gütmesi zorunludur. Kanun koyucu, Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinin ikinci fıkrasında aklama fiiline doğrudan katılmayan kişilerin cezai sorumluluğunu ayrıca düzenlemiştir. Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, aklama suçunun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görüldüğü üzere bu hüküm, suç gelirinin el değiştirmesini ve ekonomik sistem içinde dolaşımda kalmasını engellemeyi hedefler. Burada failin birinci fıkradaki aklama suçunun icrasına iştirak etmemiş olması, ancak malvarlığının suç geliri niteliğini kesinlikle bilerek hareket etmesi aranır. Aklama suçunun cezasını artıran nitelikli haller Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinin üç. ve dördüncü fıkralarında gösterilmiştir. Suçun kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi hâlinde ceza yarı oranında artırılır. Burada kamu görevlisi kavramı, Türk Ceza Kanununun altıncı maddesinde yer alan, kamusal faaliyetin yürütülmesine herhangi bir surette katılan kişi tanımı ışığında değerlendirilir. Diğer ağırlaştırıcı sebep ise suçun teşkilatlı biçimde işlenmesidir. Suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Ayrıca Kanunun iki yüz seksen ikinci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, aklama suçunun tüzel kişiler yararına işlenmesi durumunda tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Kanunda faillerin adalete yardımcı olmasını temin etmek amacıyla özel bir cezasızlık hali öngörülmüştür. Türk Ceza Kanununun iki yüz seksen ikinci maddesinin altıncı fıkrasına göre, bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz. Sınav sorularında bu cezasızlık halinin zamanlama şartına özellikle dikkat edilmelidir. Şahsın cezadan muaf tutulabilmesi için gerekli bildirimi veya kolaylaştırmayı mutlaka kovuşturma evresi başlamadan, yani henüz kamu davası açılmadan önceki soruşturma aşamasında yapmış olması şarttır. Yargılama hukuku bakımından üzerinde durulması gereken diğer önemli bir husus, idarenin davaya müdahil olma durumudur. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile bu Bakanlığa bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK, aklama ile mücadelede çok geniş idari ve denetimsel yetkilere sahiptir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, Hazine ve Maliye Bakanlığı doğrudan suçtan zarar gören sıfatına sahip olmadığından kamu davasına katılma, yani müdahil olma hakkı yoktur. Suçtan korunan hukuki menfaat adliyeye ve kamu düzenine ait olduğundan, devletin tüzel kişiliği ya da MASAK teşkilatı suçun doğrudan mağduru sayılmaz; dolaylı itibar kaybı gibi gerekçelerle davaya müdahil olarak kabul edilemezler. Aklama suçuyla mücadelede en etkili koruma tedbiri ise el koymadır. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun on yedinci maddesi el koyma prosedürünü detaylandırmıştır. Aklama ve terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunan hallerde, beş bin iki yüz yetmiş bir sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yüz yirmi sekizinci maddesindeki usule göre malvarlığı değerlerine el konulabilir. Genel kural hâkim kararı olmakla birlikte, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da el koyma kararı verebilir. Hâkim kararı olmaksızın savcılıkça yapılan bu el koyma işlemi yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim en geç yirmi dört saat içinde işlemin onaylanıp onaylanmamasına karar verir. Hâkimin el koymayı onaylaması hâlinde, beş bin iki yüz yetmiş bir sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yüz yirmi sekizinci maddesinde belirtilen malvarlığının değerine ilişkin resmi rapor üç ay içinde alınır ve tekrar hâkim onayına sunulur. Hâkimin baştan onaylamaması veya bahsi geçen değer tespit raporunun üç ay içinde alınamaması hâlinde Cumhuriyet savcısının el koyma kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu yirmi dört saatlik onay süreleri ile üç aylık rapor süresine dikkat etmek önemlidir. Soruşturmanın etkinliğini artırmak amacıyla beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on yedinci maddesinin üçüncü fıkrasında özel koruma tedbirlerine de yer verilmiştir. Düzenlemeye göre, aklama suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın, beş bin iki yüz yetmiş bir sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yüz otuz dokuzuncu maddesi hükümlerine göre gizli soruşturmacı görevlendirilebilir ve dört bin iki yüz sekiz sayılı Kanun hükümlerine göre kontrollü teslimat tedbiri uygulanabilir. Görüldüğü üzere aklama suçu, örgüt şartı aranmaksızın gizli soruşturmacı ve kontrollü teslimat uygulanabilen istisnai bir yapıdadır. Özetlemek gerekirse aklama suçu, alt sınırı altı ay hapis eşiğine tabi öncül suç yapısı, yurt dışına çıkarmadaki genel kast ile işlemlere tabi tutmadaki özel kast ayrımı, ağır cezai yaptırımları ve beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on yedinci maddesindeki kesin sürelere bağlı el koyma rejimi ile çok katmanlı bir inceleme alanıdır. Bir sonraki bölümümüzde, suç gelirlerinin aklanması kapsamında şüpheli işlem bildirimi tipolojilerini ve uygulamada karşılaşılan somut örnek olayları ele alacağız.
Aklama Tipolojileri ve Şüpheli İşlem Bildirim Tipleri
Premium
Önceki dersimizde suç gelirlerinin aklanması suçunun unsurlarını, bu suçla mücadelede uygulanan el koyma tedbirlerini ve aklama sürecinin temel aşamalarını ayrıntılı bir şekilde incelemiştik. Şimdi ise suç gelirlerinin aklanması kapsamında şüpheli işlem bildirimine temel oluşturan tipolojileri, aklama yöntemlerini ve bu süreçte dikkate alınması gereken örnek olay ve yasal göstergeleri ele alacağız. Bu konu, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı Uyum Görevlisi Yetkilendirme Sınavında doğrudan soru potansiyeli taşıyan en kritik alanlardan biridir. Sınavda özellikle yöntemlerin nitelikleri, uluslararası standartlar ile ulusal mevzuatımız arasındaki kapsam farkları ve şüpheli işlem tiplerinin bağlayıcılık derecesi sorgulanmaktadır. Suç gelirlerinin aklanması sürecinde failler, yasa dışı yollardan elde ettikleri malvarlığı değerlerini yasal finansal sisteme sokabilmek ve bu fonların kaynağını gizleyebilmek adına çok çeşitli yöntemlere başvurmaktadırlar. Finansal araçların çeşitlenmesi, küreselleşme ve teknolojideki hızlı ilerlemeler, suçluların kullandığı bu tipolojilerin de sürekli olarak evrilmesine ve karmaşıklaşmasına yol açmaktadır. Literatürde ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK uygulamalarında en sık karşılaşılan yöntemlerin başında nakit yoğun işletmeler gelmektedir. Restoran, otel, eğlence merkezi ve döviz bürosu gibi nakit para akışının son derece yüksek olduğu işletmeler, suç gelirlerinin sanki yasal bir ticari faaliyetten elde edilmiş meşru hasılat gibi gösterilmesinde sıklıkla paravan veya aracı olarak kullanılmaktadır. Bu işletmeler üzerinden fiilen var olmayan müşterilere hizmet sunulmuş gibi gösterilerek suçtan kaynaklanan nakit para sisteme sokulmakta ve yasal muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmektedir. Bir diğer yaygın ve sınav açısından tanımı iyi bilinmesi gereken yöntem fatura manipülasyonudur. Fatura manipülasyonu, gerçekte var olmayan ticari işlemler için sahte fatura düzenlenmesi veya gerçekleştirilen işlemin bedelinin gerçeği yansıtmayacak şekilde yüksek yahut düşük gösterilmesi suretiyle suç gelirinin ticaret yoluyla meşrulaştırılmasıdır. Bu yöntemde sahte veya yanıltıcı faturalar aracılığıyla fon transferlerine yasal bir ticari zemin süsü verilmekte, böylece kara paranın ticari döngü içerisinde gizlenmesi sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra kumarhaneler ve bahis siteleri de klasik tipolojiler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Yasa dışı nakit paralar bu tür işletmelerde oyun fişleriyle değiştirilmekte, daha sonra bu fişler çok az oyun oynanarak veya hiç oynanmadan nakde ya da çeke çevrilip kumar veya bahis yoluyla kazanılmış meşru para gibi sisteme iade edilmektedir. Aklama yöntemlerinde coğrafi ve sektörel çeşitlilik de önemli bir araçtır. Vergi cennetlerinde kurulan paravan şirketler ve bu bölgelerde açılan offshore hesaplar aracılığıyla paranın gerçek kaynağı gizlenmekte ve uluslararası transfer zincirleri kurularak fonların denetim otoritelerince izlenmesi imkansız hale getirilmektedir. Benzer biçimde suç gelirleriyle satın alınan taşınmazlar, yani gayrimenkul yatırımları, hem yüksek tutarlı paranın tek seferde aklanmasını sağlamakta hem de zaman içerisindeki değer artışı ve kira gelirleri yoluyla suç gelirinin meşrulaştırılmasına imkan tanımaktadır. Sanat ve koleksiyon eserleri ise piyasada objektif ve kesin bir değer tespitinin zor olması sebebiyle tercih edilmektedir; fiyatı kolayca manipüle edilebilen bu eserler aklayıcılar tarafından sınır ötesi fon transferinde veya fonların meşrulaştırılmasında kullanılmaktadır. Son yıllarda ise dijital varlıkların ve kripto paraların anonim veya yarı anonim yapısı, merkeziyetsiz işlem modelleri sunması nedeniyle suç gelirlerinin aklanmasında yeni ve dinamik bir alan oluşturmuştur. Şüpheli işlem bildirimine konu edilecek eylemlerin kapsamı incelendiğinde, uluslararası standartlar ile Türk hukuk mevzuatı arasındaki paralelliklerin ve farkların bilinmesi sınav başarısı için son derece hayatidir. Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF tavsiyelerinde şüpheli işlem bildirimine konu edilmesi gereken fiiller iki temel kısımda ele alınmıştır. Bunlardan ilki suç faaliyetleri, yani İngilizce orijinal ifadesiyle criminal activity olarak tanımlanmıştır. Suç faaliyeti kavramından ne anlaşılması gerektiği FATF yirmi no.lu Tavsiyesi ile ilgili yorumlayıcı notta açıkça izah edilmiştir. Bu yoruma göre yirmi no.lu Tavsiyede geçen suç faaliyeti ifadesi, suç gelirlerinin aklanması açısından öncül suç teşkil edecek tüm suç eylemlerine veya en azından FATF üç no.lu Tavsiyesinin gerektirdiği şekilde öncül suç teşkil edecek suçlara atıfta bulunmaktadır. FATF yaklaşımına göre ülkeler, öncül suçların mümkün olan en geniş yelpazesini sisteme dahil edebilmek adına aklama suçunu tüm ciddi suçlara uygulamakla yükümlüdür. FATF tavsiyelerinde şüpheli işlem bildirimine konu edilmesi gereken ikinci ana fiil grubu ise terörizmin finansmanıyla ilgili işlemlerdir. FATF yirmi no.lu Tavsiyesi ile ilgili yorumlayıcı nota göre terörizmin finansmanına yapılan bu atıf, belirli bir terör eylemi veya somut terör eylemleriyle doğrudan bir bağlantı kurulamamış olsa dahi, genel olarak terör eylemlerinin, terör örgütlerinin veya bireysel teröristlerin finansmanını kapsamaktadır. Dolayısıyla uluslararası standartta, suç gelirinin aklanması boyutuyla en azından FATF üç no.lu Tavsiyedeki öncül suçları içeren suç faaliyetleri ile terörün finansmanı odaklı iki kanatlı bir yapı benimsenmiştir. Şüpheli bildirim yapılacak fiillerin kapsamı konusunda Türkiye Cumhuriyeti mevzuatının benimsediği yaklaşım, FATF tavsiyelerinden çok daha geniştir ve bu hususa dikkat etmek önemlidir. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun dördüncü maddesine göre, yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu malvarlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanılacağına dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halinde şüpheli işlem bildirimi yapılması zorunludur. FATF tavsiyesinde açıkça bir suç faaliyeti şartı aranmasına karşın, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun dördüncü maddesinde geçen yasa dışı amaç ifadesi, işlemin konusunun Türk Ceza Kanunu veya özel ceza kanunları kapsamında mutlaka bir cürüm veya suç teşkil etmesini zorunlu kılmamaktadır. Kanunen yasaklanmış olmakla birlikte ceza hukuku anlamında suç sayılmayan eylemlerden elde edilen gelirler veya kanunun izin vermediği alanlarda kullanılan tutarlar için de şüpheli işlem bildiriminde bulunulması hukuki bir zorunluluktur. Bu durumun en somut örneği kumar fiilidir. Kumar oynama eylemi Türk Ceza Kanununa göre bir suç teşkil etmemektedir; kumar oynatmak suç olmakla birlikte kumar oynamak, Kabahatler Kanununun otuz dördüncü maddesine göre yalnızca idari para cezası yaptırımına bağlanmış bir kabahattir. Ancak beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun dördüncü maddesindeki yasa dışı amaç ve yasa dışı yoldan elde edilme kavramı geniş yorumlandığı için, ceza hukuku anlamında suç teşkil etmese dahi kumardan elde edilen gelirler hakkında yükümlülerce şüpheli işlem bildirimi yapılması zorunludur. Benzer şekilde bir diğer kritik kural şudur: Kayıt dışı ekonomik faaliyetten elde edildiği ve vergilendirilmediği hususunda şüphe bulunan gelirler hakkında da şüpheli işlem bildirimi yapılması zorunludur. Vergi kaçırma veya kayıt dışı kazanç elde etme eylemleri, aklama suçunun klasik öncül suç tanımlarına girmese dahi, yasa dışı nitelik taşıdığı için bildirim yükümlülüğünün kapsamı dahilindedir. Uygulamada Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelikte, yani kısaca Tedbirler Yönetmeliğinde şüpheli işlemler tanımlanırken bu kapsamda terörist eylemler için ya da terör örgütleri, teröristler veya terörü finanse edenler tarafından kullanıldığına veya bunlarla ilgili ya da bağlantılı olduğuna dair ibarelere yer verilmiştir. Ancak doktrinde ve MASAK uygulamasında kabul edildiği üzere, bu ifadeler kanun koyucunun ve idarenin şüpheli işlemlere örnek teşkil etmesi amacıyla metne eklediği açıklamalardır. Kanun metninde yer almayan bu terör bağlantılı detaylar, Kanunun lafzında yer alan yasa dışı ifadesinin daraltılarak sadece bir suç faaliyeti şeklinde algılanmasına kesinlikle yol açmamalıdır. Bu nedenle somut işlemin terörizmin finansmanıyla ilgisi bulunsun veya bulunmasın, yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir emare varsa bildirim yapılacaktır. Ayrıca Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, şüpheli işlemler herhangi bir parasal sınır veya tutar gözetilmeksizin bildirilmek zorundadır. Yükümlülerin şüpheli işlemleri tespit edebilmeleri amacıyla MASAK tarafından yayımlanan on üç Sıra No.lu Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliği özel bir düzenleme getirmiştir. on üç Sıra No.lu Tebliğe göre yükümlülerin suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanında bir araç olarak kullanılmaları riskine karşı ortak bir tutum, ortak bir anlayış ve iş birliği içinde olmalarının sağlanması hedeflenmektedir. Bu amaç doğrultusunda Başkanlık, yükümlülere rehberlik etmek üzere şüpheli işlem tiplerini belirler ve bunları yayımladığı sektörel şüpheli işlem bildirim rehberlerinde ilan eder. on üç Sıra No.lu Tebliğ çerçevesinde belirlenen şüpheli işlem tipleri üç temel ana grupta sınıflandırılır. Bunlar tüm yükümlü gruplarına yönelik genel mahiyette şüpheli işlem tipleri, terörün finansmanı ile bağlantılı şüpheli işlem tipleri ve yükümlülerin faaliyet alanları dikkate alınarak belirlenen sektörel mahiyette şüpheli işlem tipleridir. Tebliğ uyarınca MASAK tarafından belirlenen genel mahiyetteki şüpheli işlem tipleri de kendi içinde iki alt başlığa ayrılmaktadır: Müşteri profiline ilişkin tipler ve işlemlere ilişkin tipler. Müşteri profiline ilişkin tipler, doğrudan kişi özelinde dikkat edilmesi gereken göstergelerdir. Örneğin müşterinin kimlik tespiti sürecinde kimlik veya yetki belgesi ibraz etmekten kaçınması, teyit edilemeyen veya şüphe uyandıran adres ve iletişim bilgileri sunması, işlemlerin gerçek mahiyeti hakkında bilgi vermekten imtina etmesi veya gergin ve olağandışı davranışlar sergilemesi müşteri profiline ilişkin tipler kapsamındadır. İşlemlere ilişkin tipler ise müşterinin şahsından ziyade yapılmak istenen finansal işlemin niteliği, tutarı, sıklığı, karmaşıklığı ve ekonomik veya mantıksal bir gerekçesinin bulunmaması gibi işlemin yapısıyla ilgili göstergeleri ifade eder. Terörün finansmanı ile bağlantılı şüpheli işlem tipleri, terör faaliyetlerinin fonlanması açısından risk ve gösterge teşkil eden ve yine tüm yükümlüler tarafından istisnasız dikkate alınması gereken tiplerdir. Sınavlarda en sık yanıltmaca yapılan kurallardan biri sektörel tiplerle ilgilidir. Sektörel mahiyette şüpheli işlem tipleri belirlenmemiş olan yükümlü grupları, işlemlerini değerlendirirken genel mahiyetteki şüpheli işlem tipleri ile terörün finansmanı ile bağlantılı şüpheli işlem tiplerini esas almak zorundadır. Yani bir yükümlünün kendi sektörüne özgü bir tipoloji listesi yayımlanmamış olsa dahi, genel tipleri ve terörün finansmanı tiplerini uygulama yükümlülüğü aynen devam etmektedir. Burada sınav açısından en kritik hukuki ilke, şüpheli işlem tiplerinin rehber mahiyetinde olması kuralıdır. MASAK tarafından belirlenen ve rehberlerde sayılan şüpheli işlem tipleri sınırlayıcı, yani hukuk diliyle tahdidi nitelikte değildir. Bu tipler yalnızca yol gösterici ve örnekleyici bir karaktere sahiptir. Yükümlüler, şüpheli işlemlerin tespitinde kendilerini sadece bu listelerle sınırlandıramazlar. Karşılaşılan somut bir işlem, tebliğ ve rehberlerde sayılan şüpheli işlem tiplerinden hiçbirine birebir uymasa dahi, yükümlü nezdinde işlemin yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanılacağına dair makul bir şüphe doğmuşsa şüpheli işlem bildiriminde bulunulması kanunen zorunludur. Listenin dışındaki bir işlem için bildirim yapılmaması, tiplerin rehber niteliği ilkesine aykırılık teşkil eder. İşlemlerin şüpheli işlem tiplerine uygunluğu değerlendirilirken Tedbirler Yönetmeliğinde yer alan müşterinin tanınmasına ilişkin esaslar eksiksiz uygulanmalı ve her değerlendirme somut müşteri ve somut işlem bazında yapılmalıdır. Bu kapsamda müşterinin bilinen mesleği, faaliyet alanı, geçmiş faaliyet hacmi, işlemin niteliği, işlemin müşterinin olağan faaliyetleriyle orantılı olup olmadığı ve kimlere menfaat sağladığı titizlikle incelenmelidir. Özellikle yapılmak istenen işlemin uluslararası nitelik taşıması durumunda, söz konusu sınır ötesi işlemin müşterinin mutat işinin bir parçası olup olmadığına özel dikkat gösterilmelidir. Mutat ticari faaliyetin dışına çıkan ve mantıklı bir ticari gerekçesi bulunmayan uluslararası transferler, şüphe derecesini artıran en temel göstergelerden biridir. Toparlamak gerekirse bu dersimizde aklama tipolojilerinde kullanılan nakit yoğun işletmelerden fatura manipülasyonuna kadar temel yöntemleri, FATF standartlarında suç faaliyeti ve terörün finansmanı ayrımını, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun dördüncü maddesinde yer alan yasa dışı amaç kavramının genişliğini, kumardan ve kayıt dışı ekonomik faaliyetten elde edilen gelirlerin dahi bildirim zorunluluğu doğurduğunu inceledik. Ayrıca on üç Sıra No.lu Tebliğ uyarınca şüpheli işlem tiplerinin genel, terörün finansmanı bağlantılı ve sektörel olarak üçe ayrıldığını, bu tiplerin rehber niteliğinde olup sınırlayıcı olmadığını ve uluslararası işlemlerde müşterinin mutat işine bakılması gerektiğini gördük. Böylece suç gelirlerinin aklanması kapsamındaki tipolojileri tamamlamış olduk. Bir sonraki dersimizde konunun diğer temel ayağını oluşturan terörizmin finansmanı suçunu, terörizmin finansmanının kaynaklarını ve kullanılan özel yöntemleri ele alacağız.
Terörizmin Finansmanı: Mevzuat, Kaynaklar ve Yöntemler
Premium
Önceki bölümde suç gelirlerinin aklanması kapsamında şüpheli işlem bildirimleri, tipolojiler ve örnek olaylar üzerinde durulmuştu. Şimdi ise terörizmin finansmanı suçu ile bu finansmanın kaynakları ve yöntemleri konusuna geçilmektedir. Terör ve terörizmin finansmanıyla etkin mücadele edilmesi, terörizmin finansmanı suçunun düzenlenmesi ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla malvarlığının dondurulmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi için altı bin dört yüz on beş sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kabul edilmiştir. altı bin dört yüz on beş sayılı Kanun, yükümlüler açısından terör ve terörizmin finansmanıyla mücadeleye ilişkin kararların uygulanması ile dondurulan malvarlığına dair temel yükümlülükler getirmiştir. Kanunun uygulamasını göstermek ve malvarlığının dondurulması kararlarının alınması, icrası, kaldırılması, yönetimi ve denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla da Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik yayımlanmıştır. Sınavda yönetmeliği hazırlayan bakanlıklar doğrudan sorulabilmektedir. Terörün finansmanı kapsamında dondurulan malvarlığına dair yükümlülüklerin açıklandığı temel düzenleme ise Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, yani MASAK Genel Tebliği Sıra No on iki olarak yürürlüğe konulmuştur. Ayrıca bir sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin iki yüz otuz birinci maddesinde terörün finansmanının önlenmesi kapsamında veri toplamak, şüpheli işlem bildirimlerini almak, analiz etmek ve mevzuat taslakları hazırlamak yetkileri MASAK bünyesine verilmiştir. Uluslararası standartlar boyutunda Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF tarafından yayımlanan beş nolu Tavsiye doğrudan terörizmin finansmanı suçunu konu edinmektedir. FATF beş nolu Tavsiyesine göre ülkeler, Terörizmin Finansmanı Sözleşmesi temelinde terörizmin finansmanını suç kapsamına almalıdır. Ülkeler sadece terör eylemlerinin finansmanını değil, belirli bir terör eylemi veya eylemleriyle bağlantısı olmasa bile terör örgütlerinin ve bireysel teröristlerin finansmanını da suç kapsamına almalı ve bu tür fiillerin aklama suçu için öncül suç sayılmasını temin etmelidir. Tavsiyeye ilişkin yorumlayıcı nota göre bu suçlar, doğrudan veya dolaylı olarak, tamamen veya kısmen bir terör eylemi gerçekleştirmek için, bir terör örgütü veya bireysel bir terörist tarafından kullanılması amacıyla ya da kullanılacağını bilerek fon sağlayan veya toplayan kişileri kapsamalıdır. Terörizmin finansmanı kavramı ayrıca terör eylemlerine katılım veya terör eğitimi verilmesi ya da alınması amacıyla vatandaşı veya mukimi oldukları devlet dışına seyahat eden kişilerin seyahatlerinin finanse edilmesini de içerir. Tavsiye standartları gereğince terörizmin finansmanının yalnızca yardım ve yataklık, teşebbüs veya komplo temelinde suç sayılması yeterli kabul edilmemekte, fiilin bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi emredilmektedir. FATF beş nolu Tavsiyesi uyarınca terörizmin finansmanı suçları, fonların meşru ya da gayrimeşru bir kaynaktan gelip gelmediğine bakılmaksızın tüm fon veya diğer varlıkları kapsamalıdır. En kritik kurallardan biri olarak bu suçun oluşmasında fonların terör eylemlerini gerçekleştirmek veya teşebbüs etmek üzere fiilen kullanılmış olması şartı aranmaz. Aynı şekilde fonların belirli bir terör eylemiyle somut olarak irtibatlandırılmış olması da şart koşulamaz. Ülkeler suçun ispatı için gereken kasıt ve bilgi unsurlarının nesnel olgusal koşullardan çıkarılabilmesini sağlamalıdır. Terörizmin finansmanından hüküm giyen gerçek kişilere caydırıcı cezai yaptırımlar verilmeli, tüzel kişilere ise cezai, hukuki veya idari sorumluluk ve yaptırımlar uygulanmalıdır. Suça teşebbüs etmek, suça suç ortağı olarak katılmak, başkalarını organize etmek, yönlendirmek veya ortak amaçla hareket eden bir grubun suç işlemesine katkı sunmak da cezalandırılmalıdır. Terörizmin finansmanı suçları, failin teröristlerin bulunduğu veya terör eyleminin gerçekleşeceği ülke ile aynı ülkede ya da farklı bir ülkede olup olmadığına bakılmaksızın uygulanmalıdır. Türk ceza hukuku sisteminde altı bin dört yüz on beş sayılı Kanunun üçüncü maddesi fon toplanması yasak fiilleri tek tek saymıştır. Bu maddede fon sağlanması veya toplanması yasaklanan birinci grup fiiller; bir halkı korkutmak, sindirmek ya da bir hükümeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleridir. İkinci grup fiiller, üç bin yedi yüz on üç sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen eylemlerdir. Üçüncü grup fiiller ise Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yasaklanan ve suç olarak tanımlanan eylemlerdir. Bu sözleşmeler arasında Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşme, Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme ve Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme bulunmaktadır. Ayrıca Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşme, Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşme, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokol, Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme, Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol ve Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme bu kapsamda yer alır. İlgili Yönetmelik bu fiilleri gerçekleştiren veya gerçekleştirmeye teşebbüs eden kişiyi terörist, örgütü ise terör örgütü olarak kabul etmektedir. Fon toplanması yasak fiillerin belirlenmesinin ardından terörizmin finansmanı suçu altı bin dört yüz on beş sayılı Kanunun dördüncü maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun dördüncü maddesine göre Kanunun üçüncü maddesinde sayılan fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi cezalandırılır. Bu fiili işleyen kişi, eylemi daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Sınav açısından temel cezanın beş yıldan on yıla kadar hapis cezası olduğu unutulmamalıdır. Suçun tamamlanması açısından en can alıcı kural ise altı bin dört yüz on beş sayılı Kanunun dördüncü maddesi uyarınca ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde fiilen kullanılmış olması şartının kesinlikle aranmamasıdır. Fonun teröriste veya terör örgütüne sağlanmış veya toplanmış olması, failin cezalandırılması için tek başına yeterlidir. Terörizmin finansmanı suçunda kanun koyucu birtakım cezayı artırıcı nitelikli haller belirlemiştir. Bu fiillerin örgütü kuran, yöneten ya da örgüt üyesi olan kişi tarafından gerçekleştirilmesi halinde bu şahıslar hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır. Bir diğer önemli artırım sebebi kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasıdır. Suçun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır. Fiilin bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Dava şartı bakımından ise özel bir kural bulunmaktadır; suçun yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır. Ayrıca terörizmin finansmanı suçunda soruşturma, kovuşturma ve infaz hükümleri bakımından üç bin yedi yüz on üç sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümleri uygulanır. Terörün finansmanının niteliği değerlendirildiğinde terörün temel amacının toplumda korku salmak, infial uyandırmak ve bu yolla hükümetleri veya uluslararası kuruluşları belirli kararları almaya zorlamak olduğu görülür. Bütün terör örgütleri hedeflerine ulaşmak için finansmana ihtiyaç duyar ve terörle mücadelede örgütleri finansal kaynaklardan mahrum bırakmak hayati önem taşır. Terörün finansmanının en belirgin niteliği, işlemlerin resmi mercilerin dikkatini çekmeksizin gizlice yürütülmesidir. Böylece hem eylemlerin gizliliği sağlanarak terörü finanse edenlerin suçla bağı koparılır hem de terör fonlarının ele geçirilmesi veya müsadere edilmesi engellenir. Bu sebeple terörü finanse edenler fonları transfer ederken ya da örgüt için işletirken aklayıcılar ile son derece benzer yöntemleri kullanırlar. Terörizmin finansmanı ile suç gelirlerinin aklanması arasında bilinmesi zorunlu iki temel fark vardır. İlk fark fonun kaynağı ile ilgilidir. Aklama suçunda fon daima yasadışı bir suç geliridir. Terörizmin finansmanı suçunda ise fonun kaynağı meşru, yani yasal olabileceği gibi gayrimeşru, yani yasadışı da olabilir. Örneğin yasal bir ticari işletmenin kazandığı gelirler terör örgütüne aktarılabilir. Dolayısıyla terörizmin finansmanında yalnızca fonun kaynağına değil, kullanım alanına bakılması şarttır. İkinci fark ise fonun tutarıdır. Aklama suçunda büyük tutarlar gizlenmeye çalışılırken terör eylemlerinde çok küçük tutarlı fonlar dahi yıkıcı bir eylemin gerçekleştirilmesinde yeterli olabilmektedir. Bu sebeple yükümlülerin işlem tutarına bakılmaksızın dikkatli olması gerekir. Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesinin ikinci fıkrası gereğince terörün finansmanına ilişkin şüpheli işlemler tutar gözetilmeksizin MASAK bünyesine bildirilmek zorundadır. Terörün finans kaynakları yasadışı faaliyetler, yasal görünümlü faaliyetler ve diğer devletlerce sağlanan kaynaklar olmak üzere üçe ayrılır. Yasadışı kaynaklar arasında uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, tehdit, haraç, şantaj, gasp, soygun ve fidye amaçlı adam kaçırma yer alır. Uyuşturucu kaçakçılığı yasadışı finansmanın en başında gelir ve terör örgütleri ile uyuşturucu kaçakçıları arasındaki bu sıkı bağı tanımlamak için narco-terörizm kavramı kullanılır. Silah kaçakçılığı ise örgüte hem silah hem de gelir temin eder. Tehdit ve şantajla toplanan haraçlar ile uluslararası göçmen kaçakçılığı şebekelerinden alınan paylar örgüt kasasını besler. Gasp ve soygun özellikle küçük çaplı örgütlerin kuruluş aşamasındaki acil para ihtiyacını karşılar. Fidye amaçlı adam kaçırma ise örgütlerin yaygın başvurduğu bir yöntemdir. Ayrıca ihalelere katılan firma ve kişilerden zor kullanılarak fon toplanması da yasadışı kaynaklar arasındadır. Yasal görünümlü kaynaklar arasında kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, ticari işletmeler ve medya kuruluşları bulunmaktadır. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, yani dernek ve vakıflar aidat ve bağış adı altında fon toplamak için sıklıkla istismar edilir. Kimi bağışçılar paralarının örgüte gideceğini bilmeden iyi niyetle bağış yaparken, kimi kişiler ise örgüte bilerek kaynak aktarmakta ve bunu yasal bir bağış görüntüsüyle gizlemektedir. Ticari işletmelerin kullanılması boyutunda ise örgütle görünüşte bağı bulunmayan kişiler adına şirketler açılır. Bu şirketler lojistik destek amacıyla nakliye şirketi veya militanların sevkiyatı için seyahat acentesi olarak faaliyet gösterebilir. Yükümlülerin müşterilerinin gerçek faydalanıcılarını tespit etmesi bu yüzden çok önemlidir. Medya kuruluşlarına piyasa değerinin üzerinde reklam verilmesi, örgüt mensuplarının bu organlarda çalışan gösterilerek maaşa bağlanması ve konser, kermes, sergi gibi etkinliklerin bilet gelirleri de yasal görünümlü finansman kanallarıdır. Terörün finansmanında üçüncü kaynak ise diğer ülkelerce sağlanan desteklerdir. Terörü uluslararası bir politika aracı olarak kullanan bazı ülkeler terör örgütlerine açık veya örtülü finansal destek verebilir. Bu ülkeler örgüt üyelerine sığınma hakkı tanımakta, topraklarını üs olarak tahsis etmekte ve çoğunlukla dernek veya vakıflara para ve ayni yardım yaparak örtülü kaynak sağlamaktadır. Bu kaynaklar daha sonra örgüte aktarılmakta veya propaganda ve taban kazanma faaliyetlerinde harcanmaktadır. Özetle terörizmin finansmanı suçu; kaynağı meşru ya da gayrimeşru olabilen, küçük tutarlarla dahi işlenebilen, fonun eylemde fiilen kullanılması şartı aranmayan ve altı bin dört yüz on beş sayılı Kanun uyarınca beş yıldan on yıla kadar hapis cezası gerektiren bir suçtur. Bu finansal yapıların çökertilmesinde uygulanan en temel mekanizma malvarlığının dondurulması tedbiridir. Bir sonraki bölümde Birleşmiş Milletler kararları ve yerel düzeyde malvarlığının dondurulması usulleri tüm yönleriyle işlenecektir.
Terörizmin Finansmanı ve Malvarlığının Dondurulması Süreci
Premium
Önceki dersimizde terörizmin finansmanı suçunun hukuki niteliğini, bu suçun kaynaklarını ve toplanma yöntemlerini ayrıntılı olarak ele almıştık. Bu dersimizde ise uluslararası standartlar ve ulusal mevzuatımız çerçevesinde terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadelede en kritik koruma tedbirlerinden biri olan malvarlığının dondurulması konusunu inceleyeceğiz. Bu alan, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK Uyum Görevlisi Yetkilendirme Sınavında doğrudan hedeflenen mali yaptırımlar başlığı altında her dönem kapsamlı soruların geldiği, yüksek ağırlığa sahip bir bölümdür. Uluslararası düzeyde Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF, tavsiyelerinden altı numaralı tavsiye terörizmin finansmanıyla ilgili, yedi numaralı tavsiye ise kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla ilgili hedeflenen mali yaptırımları düzenlemektedir. Bu tavsiyeler uyarınca ülkeler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uyum sağlamak amacıyla gecikmeksizin malvarlığının dondurulması mekanizmalarını kurmak ve işletmekle yükümlüdür. Türk hukukunda bu yükümlülük iki temel kanun ile yerine getirilmektedir. Bunlar, altı bin dört yüz on beş sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun ve yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanundur. Konuyu anlamak için öncelikle temel kavramların mevzuattaki tanımlarını netleştirmemiz gerekir. altı bin dört yüz on beş sayılı Kanuna göre malvarlığının dondurulması; malvarlığının ortadan kaldırılmasının, tüketilmesinin, dönüştürülmesinin, transferinin, devir ve temlik edilmesinin ve sair tasarrufi işlemlerin önlenmesi amacıyla, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması veya kısıtlanmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken ilk husus, dondurma işleminin bir müsadere veya el koyma olmadığıdır. Mülkiyet hakkı kişide kalmaya devam etmekte, ancak malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlandırılmaktadır. Kanundaki tanıma göre malvarlığı ise, bir gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen değerleri ifade eder. İlgili yönetmelik bu tanıma, mülkiyetinde veya zilyetliğinde kısmen veya tamamen ibaresini ekleyerek kapsamı genişletmiştir. Malvarlığı kavramının temel yapı taşını oluşturan fon tanımı ise sınav açısından son derece kritik ayrıntılar içerir. Fon; her ne surette elde edilmiş olursa olsun para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile banka kredisi, banka ve seyahat çeki, havale, menkul kıymet, hisse senedi, teminat, tahvil, bono, poliçe, kredi mektubu ve benzeri kıymetleri kapsar. Ayrıca bunlar üzerinde bir mülkiyet hakkını veya menfaati tevsik ve temsil eden elektronik veya dijital ortamdakiler de dâhil olmak üzere her türlü belge de fon tanımının içerisindedir. Görüldüğü üzere fon, yalnızca nakit paradan ibaret olmayıp, her türlü finansal enstrümanı ve dijital mülkiyet belgesini içine alan son derece geniş bir hukuki kavramdır. altı bin dört yüz on beş sayılı Kanun çerçevesinde malvarlığının dondurulması temel olarak dört farklı yöntemle gerçekleştirilmektedir. Bu yöntemler; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde yapılan dondurma işlemleri, yabancı devlet taleplerine istinaden yapılan işlemler, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yurt dışında bulunan malvarlığı hakkında yapılan dondurma talepleri ve nihayetinde Türkiye sınırları içinde bulunan malvarlığı hakkında uygulanan iç dondurma işlemleridir. Birinci yöntem olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanmasında, Konseyin bin iki yüz altmış yedi, bin dokuz yüz seksen sekiz, bin dokuz yüz seksen dokuz ve iki bin iki yüz elli üç sayılı kararları doğrudan esas alınır. Bu kararlarla listelenen kişi, kuruluş veya organizasyonların tasarrufunda bulunan malvarlığının dondurulması veya listeden çıkarılanların dondurma kararının kaldırılması, Cumhurbaşkanı kararıyla Resmî Gazete’de yayımlanır ve gecikmeksizin uygulanır. Süreç, Dışişleri Bakanlığının kararı MASAK Başkanlığına iletmesi, MASAK’ın ivedilikle Cumhurbaşkanlığına sunması ve yayımlanan kararın tekrar Birleşmiş Milletlere iletilmek üzere Dışişleri Bakanlığına gönderilmesi şeklinde işler. Listelere haksız yere eklendiğini iddia eden ilgililerin itirazları yazılı olarak MASAK Başkanlığına yapılır; MASAK ise bu başvuruları Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine iletir. Türkiye tarafından Birleşmiş Milletler listelerine ekleme veya çıkarma teklifinde bulunulması ise Değerlendirme Komisyonunun önerisi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla gerçekleşir. İkinci dondurma yöntemi yabancı devletlerce yapılan taleplerdir. Yabancı bir devlet hükümeti, Türkiye’den bir kişi veya kuruluşun malvarlığının dondurulmasını talep edebilir. Bu talepler doğrudan MASAK Başkanlığına ya da Adalet Bakanlığı veya Dışişleri Bakanlığı kanalıyla iletilir. MASAK gelen talep üzerine derhal Komisyon üyelerini bilgilendirir ve gerekli mali araştırmayı yaparak bir araştırma raporu hazırlar. Yabancı devlet taleplerinin değerlendirilmesinde iki temel ilke sınav açısından büyük önem taşır. Bunlardan ilki karşılıklılık ilkesidir. Karşılıklılık ilkesi, Türkiye’den talepte bulunan yabancı devletin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bin üç yüz yetmiş üç sayılı kararında devletler için öngörülen hukuki düzenlemelere sahip olması ve bu düzenlemelere fiilen uygun hareket ediyor olması zorunluluğudur. İkinci ilke ise teminattır. Teminat, yabancı devlet talebine istinaden Türkiye’deki malvarlığı dondurulan kişi veya kuruluşların ortaya çıkabilecek zararlarının, talepte bulunan devlet tarafından tazmin edileceğine dair taahhüttür. Komisyon bu ilkeleri gözeterek önerisini hazırlar ve karar Cumhurbaşkanı tarafından verilir. Yabancı devlet talebiyle alınan dondurma kararı Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren bir yıl içinde, talep eden devlet tarafından soruşturma başlatılmadığı takdirde bu karar kaldırılabilir. Bu bir yıllık süre mühim bir zamanaşımı eşiğidir. Üçüncü yöntem, yurt dışında bulunan malvarlığı hakkında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yabancı devletlerden talepte bulunulmasıdır. İlgili kamu kurumlarının bilgi ve belgeleri MASAK Başkanlığına iletmesi üzerine, MASAK bir mali araştırma raporu düzenleyerek Değerlendirme Komisyonuna sunar. Komisyonun makul sebeplerin varlığına istinaden aldığı öneri kararı Cumhurbaşkanına iletilir. Cumhurbaşkanının uygun bulması halinde hazırlanan talep yazısı, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ilgili yabancı devlete bildirilir. Dördüncü yöntem ise altı bin dört yüz on beş sayılı Kanunun yedinci maddesinde düzenlenen iç dondurma mekanizmasıdır. İç dondurma, mahkemelerce terör örgütü olduğuna kesin olarak karar verildikten sonra, fon toplanması veya terörizmin finansmanı suçunu oluşturan fiilleri gerçekleştirdiği hususunda makul sebepler bulunan kişi, kuruluş veya organizasyonların Türkiye’de bulunan malvarlıklarının dondurulması işlemidir. Bu mekanizmanın aşamaları ve süreleri sınav açısından hayati önem taşır. İç dondurma sürecinde ilk şart, yargı organlarınca verilmiş kesinleşmiş bir terör örgütü kararı bulunmasıdır. Bu tespitten sonra makul sebeplerin varlığı halinde MASAK tarafından hazırlanan araştırma raporu Değerlendirme Komisyonuna gelir. Değerlendirme Komisyonu dondurma önerisinde bulunursa, dosya Hazine ve Maliye Bakanı ile İçişleri Bakanına sunulur. Karar, bu iki Bakanın müşterek imzasıyla alınır. Bakanların müşterek dondurma kararı Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı andan itibaren derhâl uygulanır. Ancak hukuki güvence gereği, karar Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra kırk sekiz saat içinde MASAK Başkanlığı tarafından Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin onayına sunulmak zorundadır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, makul sebeplerin varlığı yönünden yapacağı inceleme neticesinde beş gün içinde malvarlığının dondurulması kararının onaylanmasına veya kaldırılmasına karar verir. Mahkemenin onama kararıyla işlem kesinleşir; kararın kaldırılması halinde ise bu durum Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlükten kalkar. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin kararlarına karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yolu açıktır. İç dondurma kararlarının devamlılığı sınırsız ve denetimsiz değildir. Değerlendirme Komisyonu, Türkiye’de bulunan malvarlığının dondurulmasına ilişkin kararları, Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren en geç altışar aylık dönemlerle makul sebeplerin varlığının devam edip etmediği yönünden düzenli olarak gözden geçirir ve önerisini ilgili bakanlara sunar. Ayrıca iç dondurma kararı verildiğinde, MASAK tarafından ilgililer hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca soruşturma açılması talebiyle yetkili Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur. Şimdi bu süreçlerde kilit rol oynayan Değerlendirme Komisyonunun yapısına ve çalışma usulüne inceleyelim. Değerlendirme Komisyonu; Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanının başkanlığında toplanır. Komisyonun üyeleri; Cumhurbaşkanlığından görevlendirilecek bir üye, Millî İstihbarat Teşkilatından görevlendirilecek bir üye, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü, Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve Güvenlik İşleri Genel Müdürü, Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürü ve İçişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanından oluşur. Toplam yedi üyeden oluşan bu komisyon, Başkan ve üyelerin veya usulüne uygun vekillerinin tamamının katılımıyla yani tam katılımla toplanır. Komisyon katılanların en az beşinin oyu ile karar alır. Üyelerin çekimser oy kullanması kesinlikle yasaktır. Komisyonun sekretarya hizmetleri MASAK tarafından yürütülür ve komisyon üyelerine her toplantı için dört bin gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutarda damga vergisi hariç kesintisiz toplantı ücreti ödenir. Malvarlığının dondurulması kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması kurucu bir nitelik taşır. Gerek dondurma kararları gerekse dondurmanın kaldırılması kararları Resmî Gazete’de yayımlandığı anda hukuki sonuçlarını doğurur ve yürürlüğe girer. Kanunun açık hükmü gereğince dondurma kararları, Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte hakkında karar verilen ilgili kişi, kuruluş veya organizasyona doğrudan tebliğ edilmiş sayılır. Ayrıca Türkiye’deki mevcut resmi adreslerine bilgi mahiyetinde bildirim de yapılır. Kararın icrasında çok kritik iki yasal bildirim süresi bulunmaktadır ve bu süreler sınavlarda birbirine karıştırılmamalıdır. Birinci süre, malvarlığı bildirim süresidir. Hakkında malvarlığının dondurulması kararı verilmiş olanlar ile bunlardan alacağı veya borcu bulunan gerçek ve tüzel kişiler, hak, alacak, borç ve malvarlığı değerlerini gösteren belgeleri, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde MASAK Başkanlığına bildirmek zorundadır. İkinci süre ise geri bildirim süresidir. Nezdinde malvarlığı bulunan bankalar, tapu müdürlükleri, ticaret sicilleri veya diğer kişi ve kurumlar, MASAK’ın bildirimi veya dondurma kararını öğrendikleri tarihten itibaren derhal gerekli dondurma işlemlerini tesis ederek dondurulan malvarlığına ilişkin bilgileri yedi gün içinde MASAK Başkanlığına bildirmekle yükümlüdür. Malvarlığının dondurulması kararına aykırı davranışların hukuki sonucu hükümsüzlük ilkesidir. Dondurma kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren, karara aykırı olarak yapılan ortadan kaldırma, tüketme, dönüştürme, transfer, devir ve temlik veya sair tasarrufi işlemler mutlak olarak hükümsüzdür. Ancak üçüncü kişilerin haklarını korumak adına Türk Medeni Kanununun iyi niyetin korunmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. Dondurulan malvarlığının yönetimi de özel izin rejimine bağlanmıştır. Temel ilke şudur: Dondurulan malvarlığının mülkiyeti ilgili kişide kalmaya devam eder, yönetim hakkı tamamen ortadan kaldırılmaz ancak tüm tasarruflar MASAK Başkanlığının iznine tabi kılınır. Bu kapsamda iki farklı izin belgesi türü mevcuttur. Birincisi, harcama tutarı ve dönemlerini içeren izin belgesidir. Şahıs işletmeleri veya ticaret şirketlerinin ticari faaliyetlerini sürdürebilmeleri, personel maaşı, kira, sigorta primi, mal ve hizmet alımı gibi zorunlu işletme giderlerini karşılayabilmeleri için banka hesapları ve alacakları üzerinde dönemsel harcama izni verilir. İkincisi ise o işleme mahsus izin belgesidir. Taşınmazlar ile kara, deniz ve hava araçları üzerinde ayni veya şahsi hak tesisi, şirket ortaklık paylarının devri ve kiralık kasa mevcutları üzerindeki tasarruflar için her bir işleme özel münferit izin belgesi düzenlenir. Burada sınav açısından bilinmesi zorunlu iki özel kural bulunmaktadır. İlki, taşınmaz veya araçlar üzerinde sair kişiler lehine ayni veya şahsi hak tesisine izin verilmesi hâlinde, sözleşme metninin bir örneği ile ödeme koşulları ve banka hesabı bilgilerinin hakkın tesis edildiği tarihten itibaren en geç on beş gün içinde izin verilenler tarafından MASAK Başkanlığına iletilmesi zorunluluğudur. İkincisi ise kiralık kasaların durumudur. Kiralık kasa mevcutları üzerindeki tasarruf yetkisinin kullanılmasına izin verilmesi halinde kiralık kasa; malvarlığı dondurulan kişi, banka görevlisi ve MASAK tarafından görevlendirilen personel nezaretinde açılarak tutanak düzenlenir. İzin verilen kısım teslim edilir, kalan kısım kasada muhafaza altına alınır. İzin mekanizmasında kamu alacaklarına ilişkin önemli bir istisna mevcuttur. Dondurulan malvarlığından vergi, resim, harç ve sosyal güvenlik primi gibi kamu kurumlarına yapılacak zorunlu ödemeler kural olarak izin alınmaksızın banka hesabı üzerinden doğrudan ödenebilir. Ancak MASAK Başkanlığı gerek görürse bu zorunlu ödemeleri de izne tabi tutma yetkisine sahiptir. Hakkında karar verilen kişilerin Türkiye’de bir banka hesabı bulunmuyorsa, yapılacak ödemelerin denetlenebilmesi amacıyla MASAK Başkanlığı kişi adına resen bir banka hesabı açtırır. Dondurulan hesaplara faiz tahakkuk etmesi veya yaptırım öncesi akdedilmiş sözleşmelerden doğan alacakların gelmesi mümkündür; ancak tahakkuk eden bu faizler veya sözleşme gelirleri için açılacak ek hesapların da aynen dondurulmuş statüde kalması şarttır. Ayrıca finansal kuruluşlar ve yükümlüler, tüzel kişi müşterilerinin perde arkasındaki gerçek faydalanıcılarını tespit etmek ve dondurma kararlarına konu kişilerle irtibatlı şüpheli bir durum gördüklerinde derhal MASAK Başkanlığına şüpheli işlem bildiriminde bulunmak zorundadır. Şimdi konunun ikinci ayağı olan kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine, yani yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanun rejimine geçelim. Bu kanun, FATF tavsiyelerinden yedi numaralı hedeflenen mali yaptırımlar tavsiyesinin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bin yedi yüz on sekiz ile iki bin iki yüz otuz bir sayılı kararlarının iç hukuka aktarılmasını sağlar. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanun kapsamında çok paydaşlı bir yapı olarak Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanıyla Mücadele Çalışma Grubu teşkil edilmiştir. Bu çalışma grubu, MASAK koordinatörlüğünde; Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığının altı genel müdürlüğü, Hazine Kontrolörleri Kurulu, Adalet Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu ve Nükleer Düzenleme Kurumu temsilcilerinden meydana gelmektedir. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanun kapsamında malvarlığı dondurma iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bin yedi yüz on sekiz ve iki bin iki yüz otuz bir sayılı kararlarına konu kişi ve kuruluşların Türkiye’deki malvarlıklarının Cumhurbaşkanı kararıyla Resmî Gazete’de yayımlanarak gecikmeksizin dondurulmasıdır. İkincisi ise kitle imha silahlarına ilişkin yasaklı işlem ve faaliyetlerde bulunduklarına dair makul sebeplerin varlığı halinde, Denetim ve İş Birliği Komisyonunun önerisi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla tesis edilen dondurma işlemidir. Yasaklı faaliyetler arasında nükleer veya balistik füze programlarına fon sağlanması, bu kişi veya kuruluşların Türkiye’de temsilcilik veya banka şubesi açması, ortaklık veya muhabir banka ilişkisi kurması ile nükleer malzeme ve teknoloji transferi yer alır. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanunun idari organı olan Denetim ve İş Birliği Komisyonu, altı bin dört yüz on beş sayılı Kanundaki Değerlendirme Komisyonundan üye sayısı ve nisapları bakımından farklıdır. Bu ayrımı karıştırmamak önemlidir. Denetim ve İş Birliği Komisyonu; MASAK Başkanının başkanlığında Adalet, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, İçişleri, Milli Savunma, Ticaret bakanlıkları ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Hazine Kontrolörleri Kurulu, MİT, Nükleer Düzenleme Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulu temsilcilerinden oluşur. Üyelerin kurumlarında en az genel müdür veya başkan yardımcısı düzeyinde olması şarttır. Komisyon, Başkan ve üyelerin en az dokuzunun katılımıyla yılda en az iki kez toplanır ve katılanların en az dokuzunun oyu ile karar verir. Burada da çekimser oy kullanılması yasaktır. Üyelere her toplantı için dört bin gösterge üzerinden yılda en fazla beş toplantı için huzur hakkı ödenir. Her iki kanun sisteminde de denetim ve belge muhafazasına ilişkin kurallar paralellik arz eder ve sınav için ortak ezber gerektirir. Muhafaza ve ibraz yükümlülüğü süresi sekiz yıldır. Hakkında malvarlığının dondurulması kararı verilenler ile nezdinde malvarlığı bulunanlar; dondurma ve yönetim işlemlerine ilişkin her türlü ortamdaki belgeleri düzenleme tarihinden, defter ve kayıtları ise son kayıt tarihinden itibaren sekiz yıl süreyle muhafaza etmek ve yetkililere ibraz etmek zorundadır. Uygulamanın denetimi MASAK Başkanlığı koordinasyonunda denetim elemanları vasıtasıyla yürütülür. Denetim sürecindeki süreler ve işleyiş şu şekildedir: Denetim elemanı görevlendirmesi talep tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. Görevlendirilen denetim elemanı, görevlendirme yazısının kendisine tebliğinden itibaren en geç yedi gün içinde fiilen göreve başlayarak durumu MASAK Başkanlığına bildirir. Denetim elemanları, yürütmekte oldukları denetimlerde bağlantılı konular tespit ederlerse, ayrı bir görevlendirme onayı aranmaksızın ilk görevlendirme onayı kapsamında bu konuları sonuçlandırır. Denetim görevi, hazırlanan denetim raporunun Başkanlıkça işleme konulmasına karar verildiği tarihte resmen sona erer. Bu denetimlerde görev alan personele damga vergisi hariç herhangi bir kesintiye tabi olmaksızın yedi bin gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı tutarında aylık ek ödeme yapılabilir. Dersimizin son ve en kritik bölümlerinden birini cezai yaptırımlar oluşturmaktadır. Kanun koyucu, malvarlığının dondurulması rejiminin ihlalini ağır adli ve idari yaptırımlara bağlamıştır. altı bin dört yüz on beş sayılı Kanun kapsamında; dondurma kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirmekte ihmal veya gecikme gösteren kişilere, fiil daha ağır bir suç oluşturmadıkça altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Malvarlığı dondurulan kişilere bu niteliklerini bilerek ve isteyerek fon sağlayan, fon toplayan veya finansal hizmet sunan kişilere ise bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası yaptırımı uygulanır. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanun kapsamındaki adli cezalar ise üç kademeli olarak düzenlenmiştir. İlk olarak, Birleşmiş Milletler kararları kapsamındaki kişi ve kuruluşlara fon toplayan, fon sağlayan veya iş ilişkisine girenler fiil daha ağır bir suç oluşturmadıkça bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. İkinci olarak, yasaklı nükleer madde, malzeme, ekipman ve teknoloji transferi yapanlar fiil daha ağır bir cezayı gerektirmedikçe iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Burada dikkat ediniz, teknoloji transferi suçunda adli para cezası alternatifi yoktur, doğrudan hapis cezası öngörülmüştür. Üçüncü olarak, yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanuna göre alınan malvarlığının dondurulması kararını yerine getirmeyen, ihmal veya gecikme gösteren kişilere altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta cezaların ağırlaştırıcı halleridir. Bahsedilen suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Bu fiillerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ise verilecek ceza bir kat artırılmaktadır. Tüzel kişilere uygulanacak idari para cezaları ise hem tutarları hem de alt sınır kuralıyla ayrı bir öneme sahiptir. Fiilin bir tüzel kişinin organı, temsilcisi veya tüzel kişi bünyesinde görev üstlenen kişi tarafından işlenmesi halinde tüzel kişiye kanunda belirlenen maktu hadler çerçevesinde on bin Türk lirasından iki milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilir. Fiilin bir özel hukuk tüzel kişisinin yararına gerçekleştirilmesi halinde ise idari para cezasının kanundaki üst sınırı elli milyon Türk lirasıdır. Ancak kanun çok temel bir alt sınır kuralı getirmiştir: Verilecek idari para cezası, tespit edilmesi halinde eyleme veya işleme konu miktardan asla az olamaz. Bu tutarlar kanundaki maktu alt ve üst sınırlar olup, Vergi Usul Kanunu uyarınca her yıl ilan edilen yeniden değerleme oranında güncellenmektedir. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanuna göre idari para cezası vermeye yetkili merci Denetim ve İş Birliği Komisyonudur. Özetleyecek olursak; dondurma kararları Resmî Gazete yayımıyla derhal yürürlüğe girer ve tebliğ edilmiş sayılır. İç dondurma Hazine ve Maliye Bakanı ile İçişleri Bakanının müşterek kararıyla alınır, kırk sekiz saat içinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesine sunulur ve mahkeme beş gün içinde karar verir. Kararlar altışar aylık dönemlerle gözden geçirilir. Malvarlığı bildirim süresi otuz gün, kurumların geri bildirim süresi yedi gün, ayni veya şahsi hak tesisi sözleşmelerini bildirme süresi on beş gün, muhafaza ve ibraz süresi ise sekiz yıldır. Denetim elemanı yedi gün içinde görevlendirilir ve tebliğden itibaren yedi gün içinde göreve başlar. Bu temel kuralları, süreleri ve cezai sınırları dikkatle öğrendiğinizde, malvarlığının dondurulması konusundan gelecek tüm sınav sorularını eksiksiz ve doğru bir şekilde yanıtlayabilirsiniz. Bir sonraki dersimizde, terörizmin finansmanı kapsamında şüpheli işlem bildirimi tipolojilerini ve tipik örnek olayları ele alacağız.
Terörizmin Finansmanı: Nitelik, Kaynaklar ve Tipolojiler
Premium
Önceki konumuz olan malvarlığının dondurulması usul ve esaslarının ardından, bu dersimizde terörizmin finansmanı suçunun niteliğini, kaynaklarını ve terörizmin finansmanı kapsamında şüpheli işlem bildirimi tipolojileri ile örnek olayları ayrıntılı bir biçimde ele alacağız. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK tarafından yayımlanan Terörün Finansmanına Yönelik Şüpheli İşlemlerin Bildirimi Genel Tebliği çerçevesinde terörün esas amacı, toplumda korku yaratmak ve infial uyandırmak suretiyle bir hükümeti veya uluslararası örgütü bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamaktır. Ulaşılmak istenen nihai hedef ne olursa olsun, terör örgütlerinin eylemlerini planlayabilmeleri ve hayata geçirebilmeleri kesintisiz finansal kaynak teminine bağlıdır. Terörle mücadelede bu örgütleri finansal kaynaklarından mahrum bırakmak hayati bir öneme sahiptir ve bu mücadelenin başarıya ulaşması öncelikle terörün finansmanının kendine özgü niteliğinin iyi kavranmasını gerektirir. Terörün finansmanının en belirleyici niteliği, fonların kamu otoritelerinin ve yasa uygulama birimlerinin dikkatini çekmeksizin toplanması ve aktarılması gereğidir. Bu gizlilik yöntemi sayesinde bir taraftan terör eylemlerini finanse eden faillerin asıl suçla olan bağı gizlenirken, diğer taraftan terör eylemleri için tahsis edilen fonlara el konulması veya bu fonların müsaderesi engellenmiş olur. Fonların işletilmesi ve hedefine ulaştırılması aşamasında failler, çoğu zaman suç gelirlerini aklayan kişilerle benzer taktik ve yöntemlere başvururlar. Sınav hazırlığında en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri, suç gelirlerinin aklanması ile terörün finansmanı arasındaki yapısal farklardır. Bu iki kavram arasındaki temel fark fonun menşeinde yatar. Suç gelirlerinin aklanmasında fonun kaynağı her zaman yasa dışı bir öncül suça dayanmak zorundadır. Terörün finansmanında ise fonlar yasa dışı yollardan gelebileceği gibi, tamamen yasal faaliyetlerden de elde edilmiş olabilir. Örneğin imalat, ticaret veya hizmet sektöründe faaliyet gösteren meşru bir işletmenin yasal kazancı, düzenli bir maaş veya iyi niyetle yapılan bağışlar terör örgütlerine aktarılabilir. Bu açıdan terörün finansmanının tespitinde yalnızca fonun kaynağı değil, fonun kullanım alanı da mutlaka yakından izlenmeli ve bilinmelidir. Bir diğer temel ayrım ise fon tutarıdır. Aklama suçunda genellikle yüklü miktardaki suç gelirlerinin sisteme sokulması hedeflenirken, terörizmin finansmanında çok küçük tutarlı fonlar dahi yıkıcı ve ölümcül eylemlerin gerçekleştirilmesi için yeterli olabilmektedir. Bu sebeple yükümlüler çok daha dikkatli olmalı ve Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şüpheli işlemleri herhangi bir parasal sınır veya tutar gözetmeksizin bildirmelidir. Terör örgütlerinin ihtiyaç duydukları finansman kaynakları üç ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar yasa dışı faaliyetlerden sağlanan gelirler, yasal görünümlü faaliyetlerden elde edilen kaynaklar ve teröre destek veren diğer ülkelerce sağlanan yardımlardır. İlk olarak yasa dışı faaliyetlere baktığımızda, terör örgütlerinin çıkar amaçlı suç örgütleri gibi çok çeşitli suç yöntemlerini kullandığı görülür. Bu yöntemlerin başında uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, tehdit, şantaj ve haraç alma suçları gelmektedir. Günümüzde uyuşturucu madde kaçakçılığı yasa dışı finansmanın en büyük kalemini teşkil ederken, terör örgütleri ile uyuşturucu kaçakçıları arasındaki organik, finansal ve operasyonel sıkı işbirliğini tanımlamak amacıyla narco-terörizm kavramı kullanılmaktadır. Silah kaçakçılığı da benzer şekilde terör örgütleri açısından hem operasyonel silah ihtiyacını doğrudan karşılama hem de yüksek miktarda finansal gelir üretme işlevi görmektedir. Ayrıca terör örgütleri, yurt dışında faaliyet gösteren organize suç şebekeleriyle işbirliği kurarak insan ticareti ve göçmen kaçakçılığı yapmakta ve bu suç gelirlerinden düzenli komisyon veya pay almaktadır. Yasa dışı finansman alanında sınav sorularında ayırt edici nitelik taşıyan bir diğer boyut, gasp, soygun ve adam kaçırma eylemlerinin örgüt yapısına göre gösterdiği farklılıklardır. Gasp ve soygun yöntemleri, genellikle küçük çaplı terör örgütleri tarafından ya da örgütlerin faaliyetlere başlangıç aşamasında ihtiyaç duydukları acil finansmanı temin etmek amacıyla kullanılır. Buna karşılık fidye amaçlı adam kaçırma eylemleri, terör örgütlerinin yaygın biçimde başvurduğu bir diğer gelir temin yoludur. Bu süreçte dikkat çeken kritik husus şudur. Örgüt bu eylemlerle gücünü ve korkutuculuğunu kanıtladıktan sonra, sonraki aşamalarda fiziksel olarak insan kaçırmasına gerek kalmaksızın, yalnızca korkutma, baskı ve tehdit yoluyla doğrudan haraç toplamaya devam edebilir. Bunun yanı sıra kamu veya özel sektör ihalelerine katılan firma ve şahıslardan zor kullanılarak para toplanması da terör örgütlerinin başvurduğu yasa dışı finansman yöntemleri arasında yer almaktadır. Terörün finansmanında karşılaşılan ikinci ana grup, yasal görünümlü faaliyetlerden sağlanan kaynaklardır. Bu kapsamda en sık istismar edilen yapılar kâr amacı gütmeyen kuruluşlardır. Dernek ve vakıf gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, insani yardım, aidat veya bağış toplama kisvesi altında fon oluşturmakta ve bu fonları terör örgütlerine aktarmaktadır. Bu yapılarda iki grup bağışçı bulunmaktadır. Birinci gruptaki bağışçılar, verdikleri paraların bir terör örgütüne gideceğini kesinlikle bilmeyen, yardımın kuruluşun tüzüğünde belirtilen yasal amacına uygun kullanılacağını zanneden iyi niyetli kişilerden oluşur. İkinci gruptaki bağışçılar ise örgüte bilerek ve isteyerek finansman sağlayan, ancak kamu otoritelerinin takibinden kurtulmak için bu işlemi bir yardımlaşma derneğine veya vakfa yasal bağış görüntüsü altında gerçekleştiren bilinçli destekçilerdir. MASAK düzenlemeleri doğrultusunda yükümlülerin sivil toplum kuruluşları üzerinden yürütülen para hareketlerini bu iki bağışçı profilini de hesaba katarak hassasiyetle incelemesi gerekmektedir. Yasal görünümlü faaliyetlerin bir diğer boyutu, ticari işletmelerin paravan olarak kullanılmasıdır. Terör örgütleri, görünüşte kendileriyle hiçbir irtibatı bulunmayan şahıslar adına şirketler kurdurmakta ve bu şirketlerin yasal ticari faaliyetlerinden elde edilen gelirleri finansman amacıyla örgüte aktarmaktadır. Çoğu zaman bu paravan şirketlerin faaliyet alanları terör örgütüne doğrudan lojistik destek sağlayabilecek sektörlerden seçilir. Örneğin örgütün lojistik malzemelerini taşımak ya da uyuşturucu sevkiyatında kullanmak üzere nakliye şirketi kurulması, örgüt mensuplarının sınır ötesine geçişlerini kolaylaştırmak amacıyla seyahat acentesi açılması buna somut örneklerdir. Bu sebeple finansal kuruluşlar, tüzel kişi müşterilerinin nihai faydalanıcılarını ve şirket sahiplik zincirini derinlemesine araştırmalıdır. Medya ve yayın organlarının kullanılması da önemli bir tipolojidir. Örgüt yandaşları, terör örgütüne yakın görsel ve basılı medya organlarına fahiş tutarlarda reklam bedelleri ödeyerek örgüte yasal gelir görüntüsü altında para aktarırlar. Aynı zamanda terör örgütü mensupları bu basın kuruluşlarında resmî bordrolu çalışan olarak gösterilmekte ve kendilerine meşru bir maaş kılıfı altında düzenli fon sağlanmaktadır. Bu yöntemlere ek olarak terör örgütleri konser, şölen, kermes, sergi ve gösteri gibi sosyal etkinlikler düzenleyerek katılım bedeli adı altında yasal görünümlü gelir elde etmektedir. Terör örgütlerinin yararlandığı üçüncü temel kaynak ise diğer ülkelerce sağlanan desteklerdir. Terörizmi uluslararası arenada bir dış politika aracı olarak kullanmak isteyen bazı devletler, terör örgütü üyelerine diplomatik himaye veya sığınma hakkı tanımakta, kendi ülke topraklarının askeri üs olarak kullanılmasına müsaade etmektedir. Bu ülkeler terör örgütlerine açık ya da örtülü finansal yardımlar ile ayni destekler de sağlamaktadır. Örtülü finansal destekler çoğunlukla terör örgütüne yakın vakıf ve derneklere yapılan para ve ayni yardımlar şeklinde yürütülür. Aktarılan bu kaynaklar, terör örgütünün doğrudan operasyonel giderlerini karşılamanın yanı sıra, örgütün propaganda yapmasına, kamuoyunda sempati kazanmasına ve yeni eleman temin etmesine zemin hazırlamaktadır. Dersimizi toparlayacak olursak, terörizmin finansmanı suçunda kara para aklamadan farklı olarak fonun yasal yollardan da gelebileceğini, bu nedenle fonun kullanım alanının mutlaka izlenmesi gerektiğini unutmamalıyız. Küçük meblağların dahi terör eylemlerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilmesi, kâr amacı gütmeyen kuruluşların hem iyi niyetli hem de kötü niyetli bağışçılar yoluyla istismar edilmesi ve narco-terörizm gibi uluslararası suç bağlantıları bu konunun sınavdaki en belirleyici noktalarıdır. Böylelikle terörizmin finansmanının niteliği, kaynakları ve tipolojilerini tamamlamış bulunuyoruz. Bir sonraki dersimizde kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin genel ilkeleri ve yasal çerçeveyi inceleyeceğiz.
Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanı ve BMGK
Premium
Terörizmin finansmanı kapsamında şüpheli işlem bildirimlerine ve tipolojilere dair pratik örneklerin incelenmesinin ardından, bu bölümde kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin genel esaslar ele alınacaktır. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı, uluslararası barış ve güvenliği doğrudan tehdit eden en kritik alanlardan biri olup Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Mali Eylem Görev Gücü, yani FATF standartları çerçevesinde son derece katı kurallarla düzenlenmiştir. Sınav hazırlığında bu başlık altında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen temel yaptırım kararlarının, özellikle Kuzey Kore ve İran eksenindeki düzenlemelerin ve FATF yedi numaralı Tavsiyesinin getirdiği malvarlığı dondurma yükümlülüklerinin bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, kısa adıyla BMGK, aldığı çeşitli kararlarla İran ve Kuzey Kore ile ilgili olarak bağlayıcı yaptırım listeleri oluşturmuştur. BMGK bünyesindeki listelemeler doğrudan Güvenlik Konseyi tarafından ilgili kararların eklerinde ya da bu kararlar uyarınca kurulan Güvenlik Konseyi Yaptırım Komiteleri marifetiyle tesis edilir. Birleşmiş Milletler üyesi devletlerin Güvenlik Konseyine veya bu komitelere resmi olarak listeleme önerisi sunmalarına dair bağlayıcı bir zorunluluk bulunmamaktadır. Ancak uluslararası uygulamada Güvenlik Konseyi veya ilgili yaptırım komiteleri, öncelikle üye devletler tarafından sunulan listeleme taleplerine ve istihbarat bildirimlerine dayanarak işlem tesis etmektedir. Kuzey Kore ekseninde kabul edilen yaptırımlar tarihsel süreçte kademeli olarak sertleştirilmiştir. BMGK kararları uyarınca Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti nükleer, diğer kitle imha silahları ve balistik füzelerle ilgili programlarına katılan, bu programlara yasadışı yollarla destek sağlayan, bunlar adına veya talimatıyla hareket eden kişi ve kuruluşlar yaptırım kapsamına alınmıştır. Ayrıca yürürlükteki yaptırımların delinmesine yardımcı olan veya Kuzey Kore hükümeti ile Kore İşçi Partisinin yasaklı faaliyetleriyle ilişkili olan tüm yapılar da bu yaptırımlara tabidir. Tarihsel gelişimde BMGK, iki bin altı tarihli bin altı yüz doksan beş sayılı Kararı ile Kuzey Koreye füze veya kitle imha silahları için malzeme veya teknoloji satılmasını, aynı şekilde Pyongyang yönetiminden füze, yasaklı silah veya teknoloji alımını kesin olarak yasaklamıştır. Güvenlik Konseyinin on dört Ekim iki bin altı tarihinde kabul ettiği bin yedi yüz on sekiz sayılı Kararı ise Kuzey Koreye uygulanan yaptırımlar bağlamında temel bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Bu kararı kendisinden önceki yaptırım kararlarından ayıran en belirgin nitelik, uygulanacak tedbirlerin son derece kapsamlı, ayrıntılı ve uluslararası alanda en yüksek tondan vurgulu bir şekilde ele alınmış olmasıdır. bin yedi yüz on sekiz sayılı Kararın sekizinci paragrafında, karara taraf olan tüm üye devletleri bağlayıcı nitelikte çok geniş bir mal ve hizmetler listesi yer almaktadır. Bu kapsamlı liste, Kuzey Koreye satışı yasaklanan ürünlerden başlayarak Kuzey Koreden yapılan mal alımlarına, seyahat kısıtlamalarına ve finansal transferler ile bankacılık işlemlerine kadar uzanan son derece geniş bir yelpazeyi içine almaktadır. Dahası, bahse konu kararda yer alan yaptırımların eksiksiz uygulanmasını izlemek ve yaptırımların sahadaki etkinliğini değerlendirmek üzere yetkili Komite ile birlikte çalışan karmaşık bir denetim mekanizması tesis edilmiştir. İran yaptırımları alanında ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi birbirini takip eden ve içeriği zamanla güncellenen kararlar almıştır. Güvenlik Konseyinin bin yedi yüz otuz yedi sayılı Kararı, İranın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını, Araktaki ağır su reaktörünün inşasının durdurulmasını ve İranın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Koruma Önlemleri Anlaşmasına Ek Protokolü onaylamasını emretmiştir. Aynı kararla ekli listede yer alan İranlı kişi ve kuruluşların malvarlıklarının dondurulması ile seyahat kısıtlamaları getirilmiştir. Güvenlik Konseyinin bir sonraki adımı olan bin yedi yüz kırk yedi sayılı Karar ise İrana konvansiyonel silah satışını ve İranın balistik füze programı geliştirmesini açıkça yasaklamıştır. Süreç içerisinde kabul edilen bin dokuz yüz yirmi dokuz sayılı Karar ile tedbirler daha da ağırlaştırılmış; İranın yurtdışında uranyum madenciliği yapması, nükleer teknoloji ve nükleer balistik füze teknolojisine yatırımda bulunması yasaklanmış, büyük savaş sistemlerinin ihracı engellenmiş ve İrana uluslararası fon sağlanması ciddi şekilde kısıtlanmıştır. İran yaptırımları açısından bir diğer kritik aşama iki bin on beş tarihli iki bin iki yüz otuz bir sayılı Karardır. Bu kararla Kapsamlı Ortak Eylem Planı onaylanmış ve önceki kararlarda yer alan bazı kısıtlamalar yeniden düzenlenmiştir. En can alıcı düzenleme olarak, iki bin iki yüz otuz bir sayılı Kararla bin yedi yüz kırk yedi sayılı karardaki silah ambargosu beş yıl süreyle kaldırılmış ve İranın silah ticareti yapabilmesi için doğrudan Güvenlik Konseyinden onay alması şartı getirilmiştir. Ayrıca iki bin iki yüz otuz bir sayılı Karar ile bin dokuz yüz yirmi dokuz sayılı karardaki bazı mali yaptırımlar hafifletilmiş ve İranın sivil amaçlı nükleer veya çift kullanımlı ürünleri satın alma başvurularını onaylama yetkisi Ortak Komisyona devredilmiştir. Sınav hazırlığında iki bin iki yüz otuz bir sayılı Kararın silah ambargosunu beş yıl süreyle ve Konsey onayına bağlı olarak kaldırdığı detayı özellikle akılda tutulmalıdır. Kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesinde uluslararası finansal standartların temeli FATF yedi numaralı Tavsiyesine dayanmaktadır. yedi numaralı Tavsiye uyarınca ülkeler, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ve engellenmesine ilişkin Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda, BMGK tarafından listelenen herhangi bir kişi veya kuruluşun fonlarını veya diğer varlıklarını gecikmeksizin dondurmakla yükümlüdür. Buradaki temel ilke, hiçbir fonun veya diğer malvarlığı değerinin listelenen bu aktörlerin doğrudan veya dolaylı kullanımına ve yararına sunulmamasını güvence altına alacak hedeflenen mali yaptırımların eksiksiz işletilmesidir. Malvarlığının dondurulması yükümlülüğünün kapsamı son derece geniştir ve dar yorumlanamaz. Dondurma tedbiri yalnızca belirli bir kitle imha silahı yayılma eylemi veya tehdidiyle doğrudan bağlantılı olan varlıklarla sınırlı değildir. Listelenen kişi ya da kuruluşun doğrudan veya dolaylı olarak bütünüyle ya da kısmen mülkiyetinde olan tüm fonlar, bu fonlardan türeyen veya elde edilen faiz ve kira gibi gelirler ile listelenen kişi ve kuruluşlar adına veya yönlendirmesiyle hareket edenlerin tüm malvarlığı değerleri dondurma kapsamındadır. Ayrıca ülkeler, vadesi gelmiş faizler veya dondurma öncesi sözleşmelerden doğan alacaklar için ek hesap açılmasına, bu yeni gelirlerin de derhal dondurulması şartıyla izin verebilmektedir. FATF standartları ve Birleşmiş Milletler çerçevesi uyarınca malvarlığının dondurulması işlemleri gecikmeksizin ve önceden haber verilmeksizin uygulanmalıdır. Önceden bildirim yapılması fonların sistem dışına kaçırılması riskini doğuracağından bu kurala tavizsiz uyulması şarttır. Finansal kuruluşlar ile finansal olmayan belirli iş ve meslekler, dondurulan her türlü malvarlığını veya aldıkları tedbirleri, teşebbüs halindeki işlemler de dahil olmak üzere yetkili idari makamlara derhal bildirmek zorundadır. Uygulamada iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının etkin tedbirlerle korunması esastır. Bu düzenlemelere ve yükümlülüklere uyum göstermeyen kişi veya kuruluşlar ise adli, idari veya cezai yaptırımlara tabi tutulmalıdır. Son olarak listeden çıkarma, yani de-listing prosedürleri ile isim benzerliğinden kaynaklanan yanlış dondurma süreçleri net kurallara bağlanmıştır. Listelenen kişi ve kuruluşların listeden çıkarılma başvuruları bin yedi yüz otuz sayılı Güvenlik Konseyi Kararı prosedürlerine göre kamuoyunca bilinen usuller çerçevesinde yürütülür. Benzer şekilde, isim benzerliği sebebiyle malvarlığı dondurma mekanizmasından yanlışlıkla etkilenen masum kişi ve kuruluşların mağduriyetleri, durumun netleştirilmesinin ardından yine kamuoyunca bilinen şeffaf prosedürlerle süratle çözülerek dondurma işlemi kaldırılır. Özetle, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıyla mücadelede BMGK kararları, özellikle Kuzey Koreye yönelik bin altı yüz doksan beş ve bin yedi yüz on sekiz sayılı kararlar ile İrana yönelik bin yedi yüz otuz yedi, bin yedi yüz kırk yedi, bin dokuz yüz yirmi dokuz ve iki bin iki yüz otuz bir sayılı kararlar bağlayıcı çerçeveyi oluşturmaktadır. FATF yedi numaralı Tavsiyesi gereğince hedeflenen mali yaptırımlar gecikmeksizin ve haber verilmeksizin uygulanmalı, teşebbüs aşamasındaki işlemler de dahil olmak üzere yetkili makamlara bildirilmelidir. Bir sonraki bölümde, kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı kapsamında şüpheli işlem bildirimleri, tipolojiler ve pratik örnek olaylar ele alınacaktır.
Kitle İmha Silahları Finansmanı ve BMGK Yaptırımları
Premium
Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanına ilişkin genel kavramları ve uluslararası çerçeveyi inceledikten sonra, şimdi bu alandaki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırım rejimlerine ve bu rejimlerin ulusal mevzuatımızdaki yansımalarına geçiyoruz. Sınav hazırlığında özellikle Kuzey Kore ve İran ekseninde alınan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının kronolojik gelişimi ve getirdiği temel yasaklar sıklıkla soru konusu yapılmaktadır. Güvenlik Konseyi, bin altı yüz doksan beş sayılı kararla Kuzey Koreye füze veya kitle imha silahları için malzeme veya teknoloji satılmasını ve Pyongyang yönetiminden füze, yasaklı silah veya teknoloji alımını ilk kez açık bir biçimde yasaklamıştır. Bu kararın ardından, on dört Ekim iki bin altı tarihinde kabul edilen bin yedi yüz on sekiz sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı, Kuzey Koreye uygulanan uluslararası yaptırımlar bağlamında en önemli dönüm noktası haline gelmiştir. Bu kararı önceki yaptırım kararlarından ayıran en belirleyici faktör, uygulanacak tedbirlerin son derece kapsamlı, detaylı ve en yüksek tondan vurgulu bir şekilde ele alınmış olmasıdır. Kararın sekizinci paragrafında, karara imza atan tüm üye devletleri bağlayıcı nitelikte olan ve son derece geniş tutulmuş bir mal ve hizmetler listesi yer almaktadır. Bahse konu kapsamlı liste, Kuzey Koreye satışı yasaklanan ürünlerden, Kuzey Koreden yapılan alımlara, seyahat kısıtlamalarına ve finansal işlemlere kadar uzanan çok geniş bir yelpazeyi içine almaktadır. Bunun yanı sıra, kararda öngörülen yaptırımların uygulanmasını titizlikle izlemek ve tedbirlerin etkinliğini değerlendirmek üzere yetkili Komite ile birlikte karmaşık bir denetim mekanizması da kurulmuştur. Sınav açısından Kuzey Kore yaptırımlarının kapsamını doğru kavramak büyük önem taşır; zira yaptırımlar yalnızca Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti devlet aygıtıyla sınırlı tutulmamıştır. Kore Demokratik Halk Cumhuriyetinin nükleer, diğer kitle imha silahları ve balistik füzelerle ilgili programlarına katılan, bunlar adına veya bunların talimatıyla hareket eden kişi veya kuruluşlar yaptırım kapsamındadır. Aynı zamanda bu yasaklı programlara yasadışı yollarla da olsa destek sağlayan, bunlar tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olunan veya kontrol edilen tüm tüzel kişi ve kuruluşlar hedef alınmaktadır. Yaptırımların delinmesine, bin yedi yüz on sekiz sayılı ve bin sekiz yüz yetmiş dört sayılı kararların hükümlerinin ihlal edilmesine yardımcı olanlar ile Kuzey Kore Hükümeti veya Kore İşçi Partisinin nükleer ya da balistik programlarla ilişkili olduğu tespit edilen her türlü kuruluşu yaptırım rejimine dahil edilmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kitle imha silahları bağlamında odaklandığı ikinci kritik ülke İrandır. İrana yönelik yaptırımlar zincirinde bin yedi yüz otuz yedi sayılı karar temel bir basamaktır. Güvenlik Konseyinin İrana yönelik bin yedi yüz otuz yedi sayılı kararı, İranın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını, Arak kentindeki ağır su reaktörünün inşasını durdurmasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Koruma Önlemleri Anlaşmasına Ek Protokolü onaylamasını açıkça emretmektedir. Bu karar aynı zamanda ekinde yer alan İranlı kişi ve kuruluşların malvarlıklarının dondurulmasını ve bu şahıslara uluslararası seyahat kısıtlaması getirilmesini kurala bağlamıştır. Sürecin devamında kabul edilen bin yedi yüz kırk yedi sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ise İrana her türlü silah satışını ve İranın balistik füze programını kesin olarak yasaklamıştır. Dolayısıyla bin yedi yüz kırk yedi sayılı karar dendiğinde sınavda akla ilk gelmesi gereken husus, İrana getirilen kapsamlı silah ambargosu ve balistik füze yasağıdır. İran yaptırımlarının derinleştiği bir diğer aşama bin dokuz yüz yirmi dokuz sayılı karardır. bin dokuz yüz yirmi dokuz sayılı karar, İranın yurtdışında uranyum madenciliği yapmasını, nükleer teknolojiye ve nükleer balistik füze teknolojisine yatırım gerçekleştirmesini doğrudan yasaklamıştır. Ayrıca İrana büyük savaş sistemlerinin ihraç edilmesini men etmiş ve İrana uluslararası fon sağlanmasını çok ciddi biçimde kısıtlamıştır. Daha sonraki süreçte diplomatik müzakereler sonucunda kabul edilen iki bin iki yüz otuz bir sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ise Kapsamlı Ortak Eylem Planı, yani kısa adıyla KOEP metnini resmen onaylamıştır. Bu noktada süre ve yetki devri detaylarına dikkat edilmelidir. iki bin iki yüz otuz bir sayılı kararla, bin yedi yüz kırk yedi sayılı karardaki silah ambargosu beş yıl süreyle kaldırılmış ve İranın bu dönemde yapacağı silah ticareti için Güvenlik Konseyinden onay alması şart koşulmuştur. Aynı zamanda iki bin iki yüz otuz bir sayılı karar ile bin dokuz yüz yirmi dokuz sayılı karardaki bazı yaptırımlar hafifletilmiş ve İranın çift kullanımlı ürünleri satın alma başvurularını onaylama yetkisi kurulan Ortak Komisyona devredilmiştir. Bu karara göre, Kapsamlı Ortak Eylem Planındaki taahhütlere aykırı nükleer faaliyetlere veya silah sevkiyat sistemlerine katılanlar, iki bin iki yüz otuz bir sayılı karardan kaçınmaya çalışanlar ve bu kişilerin kontrolündeki yapılar yaptırım kapsamındadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının iç hukuktaki doğrudan uygulama zeminini yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun oluşturmaktadır. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanunun ikinci maddesi, bu çerçevede yasak işlem ve faaliyetleri açıkça belirlemiştir. Kanunun ikinci maddesine göre Güvenlik Konseyi kararlarının kapsamına bağlı olarak, söz konusu kararlarda yer alan kişi veya kuruluşlara veya bunlar tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol edilen kişi veya kuruluşlara her türlü fon toplanması veya sağlanması kesinlikle yasaktır. Benzer şekilde, bunların adına veya hesabına hareket eden yahut bunların yararına faaliyet gösteren kişi veya kuruluşlar için fon toplanması veya sağlanması yasak fiiller arasında yer alır. Kararlarda listelenen bu kişi ve kuruluşların Türkiyede iş ortaklığına ya da başkaca iş ilişkilerine girmesi tamamen yasaklanmıştır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında yasaklanan nükleer programlar, balistik füze programları veya diğer faaliyetlerle ilişkili organizasyonlara veya bunların kontrolündeki yapılara her ne suretle olursa olsun fon sağlanması veya toplanması kanunen engellenmiştir. yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanunun ikinci maddesinde düzenlenen diğer yasaklar ise kurumsal varlık gösterme ve bankacılık ilişkilerini hedef almaktadır. Bu hükme göre Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilen kişi, kuruluş veya organizasyonların veya bunlar tarafından kontrol edilenlerin Türkiyede temsilcilik açması, her türlü faaliyette bulunması ve faaliyetlerini gerçek veya tüzel kişiler aracılığıyla doğrudan ya da dolaylı olarak yürütmesi yasaktır. Finans sektörü ve uyum görevlileri açısından en kritik düzenleme ise bankacılık kısıtlamalarıdır. Listelenen bu süjelerin ve bunlarla ilişkili bankaların Türkiyede şube veya temsil ofisi açması ya da iş ortaklığına girmesi kanunen yasaktır. Söz konusu bankalar ile iş ortaklığı kurulması, sermaye ortaklığına gidilmesi veya muhabir banka ilişkisi tesis edilmesi tamamen yasaklanmıştır. Kanun koyucu burada çok net bir emredici hüküm kurmuş ve mevcut olan muhabir banka ilişkilerinin derhal sonlandırılacağını hükme bağlamıştır. Sınavda bu ayrım önemlidir; yeni muhabir ilişkisi kurulması yasak olduğu gibi, geçmişten gelen mevcut ilişkilerin de sürdürülmesine izin verilmez, bunlar kesin olarak sonlandırılır. Son olarak ticaret ve transfer kısıtlamalarına baktığımızda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından izin verilen istisnai haller dışında, ilgili kararların kapsamına giren madde, malzeme ve ekipmanın ithali, ihracı ve transiti tamamen yasaktır. Bu kapsamda teknolojinin transfer edilmesi veya nükleer faaliyetlere yahut nükleer silah atma sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlanması veya destek verilmesi kanun dışı kabul edilmiştir. Yükümlülerin gerek müşteri kabulünde gerekse dış ticaret ve fon transferi işlemlerinde, bahsi geçen nükleer ve balistik çift kullanımlı malzemelerin sevkiyatı ve finansmanı riskini bu maddeler ışığında yönetmesi zorunludur. Özetlemek gerekirse; Kuzey Koreye yönelik ilk ambargo bin altı yüz doksan beş sayılı kararla başlamış, on dört Ekim iki bin altı tarihli bin yedi yüz on sekiz sayılı kararın sekizinci paragrafındaki bağlayıcı liste ile kapsamlı bir boyuta taşınmıştır. İranda ise bin yedi yüz otuz yedi sayılı karar uranyum zenginleştirmeyi ve ağır su reaktörünü durdurmayı hedeflerken, bin yedi yüz kırk yedi sayılı karar silah satışını ve balistik füzeleri yasaklamış; bin dokuz yüz yirmi dokuz sayılı karar yatırımları ve savaş sistemlerini engellemiş, iki bin iki yüz otuz bir sayılı karar ise silah ambargosunu beş yıl süreyle kaldırarak Konsey onayına bağlamıştır. Ulusal düzeyde yedi bin iki yüz altmış iki sayılı Kanunun ikinci maddesi ise fon toplamayı, temsilcilik açmayı, banka ortaklıklarını ve muhabir bankacılığı kesin olarak yasaklamış, mevcut muhabir ilişkilerinin sonlandırılmasını emretmiştir. Bu temel yaptırım mekanizmalarını tamamladıktan sonra, bir sonraki bölümümüzde kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanında şüpheli işlem bildirim kriterlerini, tipolojileri ve örnek olayları ele alacağız.
MASAK Şüpheli İşlem Bildirimi Kriterleri ve Yükümlülükler
Premium
Kambiyo ve para piyasalarında şüpheli işlemler ile kimlik tespiti arasındaki ilişkileri incelediğimiz ve kurumsal risklerin yönetilmesinde tipolojileri ele aldığımız önceki bölümün ardından, şimdi doğrudan mevzuatın merkezinde yer alan şüpheli işlem bildirimi kriterleri ve örnek olaylar konusunu inceleyeceğiz. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK mevzuatında suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı ile mücadelenin en dinamik enstrümanı şüpheli işlem bildirimleridir. Bu kapsamda yükümlülerin hangi işlemleri bildirmekle mükellef oldukları, şüphenin niteliği, bildirim usulleri ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda ortaya çıkacak cezai sorumluluklar sınavın en kritik alanlarındandır. Şüpheli işlem kavramı, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun dördüncü maddesinde ve ilgili mevzuatta ayrıntılı biçimde tanımlanmıştır. Buna göre şüpheli işlem; yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işleme konu malvarlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına, terörist eylemler için ya da terör örgütleri, teröristler veya terörü finanse edenler tarafından kullanıldığına veya bunlarla ilgili ya da bağlantılı olduğuna dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halini ifade eder. Tanımda yer alan unsurlardan anlaşılacağı üzere, işlemin tamamlanmış olması şart değildir; yapılmaya teşebbüs edilmiş olması da bildirimin doğması için tamamen yeterlidir. Şüpheli işlem bildirimi çeşitleri arasında özel bir yere sahip olan işlem ertelemeli şüpheli işlem bildirimi mekanizmasını bilmek sınav açısından son derece önemlidir. Bu müessese, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesi uyarınca hayata geçirilmektedir. Yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılmaya teşebbüs edilen ya da hali hazırda devam eden bir işleme konu malvarlığının aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair kuvvetli şüphe bulunması halinde, şüpheli işlem bildirimi ile birlikte işlemin MASAK tarafından ertelenmesi de talep edilebilir. Böylece malvarlığının elden çıkarılmasının veya finansal sisteme karışmasının önüne geçilmesi amaçlanır. Dolayısıyla işlem ertelemeli bildirim, standart bildirimden farklı olarak beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesi kapsamında idari bir tedbir talep etme mahiyeti taşır. Türk hukukundaki şüpheli işlem tanımı, uluslararası standartları belirleyen Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF ilkeleriyle genel olarak uyumlu olmakla birlikte, kapsam açısından daha geniştir. FATF yirmi numaralı Tavsiyesinde suç faaliyeti şartı aranırken, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun dördüncü maddesinde geçen yasa dışı amaç ifadesi daha kapsayıcı bir alanı işaret eder. Mevzuatımızda yer alan bu ifade, bildirime konu eylemin mutlaka Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil etmesini zorunlu kılmaz. Kanunen yasaklanmış olan fakat ceza hukuku anlamında suç sayılmayan kabahatler ve bunlardan doğan gelirler de yasa dışı amaç kapsamındadır. Bunun en somut örneği kumar eylemidir; kumar oynama fiili bir suç olmayıp Kabahatler Kanununun otuz dördüncü maddesi uyarınca idari para cezası gerektiren bir kabahattir. Buna rağmen kumardan elde edilen gelirler veya kumar oynama amacıyla aktarılan kaynaklar ile kayıt dışı bırakılmış, vergilendirilmemiş kazançlar da yasa dışı amaç çerçevesinde değerlendirilir ve haklarında bildirim yükümlülüğü doğar. Burada dikkat edilmesi gereken temel konulardan biri, bildirim için gereken şüphenin derecesidir. Şüpheli işlem bildirimi yapılabilmesi için kesin bir adli delil, mahkeme kararı ya da öncül suçun işlendiğine dair somut bir ispat aranmaz. Mevzuat gereğince bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek makul bir hususun bulunması bildirim yükümlülüğünün doğması için kafidir. Buradaki şüphe, Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenen soruşturma başlatmaya yarayan suç şüphesi ile eş anlamlı değildir. Aynı şekilde şüpheli işlem bildiriminde bulunma zorunluluğu, Türk Ceza Kanununda yer alan kamu görevlisinin veya vatandaşın suçu bildirmemesi fiilinden hukuki niteliği itibarıyla tamamen bağımsızdır. Yükümlü kurumun personeli ya da uyum görevlisi bir ceza hâkimi veya savcı gibi kesin kanıt arayışına girmemeli, mesleki deneyim ve profil analizi neticesinde şüphe uyandıran hususları derhal bildirime dönüştürmelidir. İşlemin müşterinin iradesiyle veya kurumun dikkatiyle teşebbüs aşamasında kalması ve tamamlanamamış olması, şüpheli işlem bildirimi yükümlülüğünü hiçbir surette ortadan kaldırmaz. Müşteri işlemden vazgeçmiş veya personelin kimlik tespiti yönündeki talepleri karşısında kurumu terk etmiş olsa dahi, bildirim yapılmalıdır. Böyle durumlarda yükümlüler kimlik tespiti yükümlülüğünü mümkün olduğu ölçüde yerine getirmeye çalışır, elde edebildikleri tüm verileri derleyerek bildirimi MASAK Başkanlığına gönderir. Benzer biçimde, işlemlerin devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamında daha önceden belirli periyotlarla MASAK sistemlerine raporlanmış olması da şüpheli işlem bildirimi yapma zorunluluğunu bertaraf etmez. Devamlı bilgi verme rutin ve istatistiki bir raporlama türüyken, şüpheli işlem bildirimi doğrudan şüpheye odaklanan istihbari bir bildirimdir ve biri diğerinin yerine ikame edilemez. Şüpheli işlemlerin parasal boyutu incelendiğinde, mevzuatın kesin bir kural koyduğu görülür. Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmeliğin, kısa adıyla Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesinin ikinci fıkrası ve yirmi dokuzuncu maddesi ile FATF yirmi numaralı Tavsiyesi gereğince, şüpheli işlemler tutar gözetilmeksizin herhangi bir parasal eşik olmaksızın bildirilir. İşlemin tutarının bir lira olması veya milyonlarca liraya ulaşması bildirim yükümlülüğünü değiştirmez. Ayrıca şüphe veya şüpheyi gerektiren makul gerekçeler tek bir hareketle sınırlı kalmak zorunda değildir; karmaşık ve birbirini tamamlayan işlemler bütününde birden çok ilişkili işlem bir arada ele alınabilir ve bu işlemler tek bir şüpheli işlem bildirim formu düzenlenerek MASAK sistemine iletilebilir. Bildirim yükümlülüğü yalnızca bankalarla sınırlı bir alan değildir. FATF yirmi üç numaralı Tavsiyesi uyarınca finansal olmayan belirli iş ve meslekler, yani uluslararası terminolojideki kısaltmasıyla DNFBP grubu da aynı bildirim rejimine tabidir. Türk mevzuatında Tedbirler Yönetmeliği kapsamında bu grupta sayılan aktörler arasında kumarhaneler, emlakçılar, kıymetli maden ve kıymetli taş ticareti yapanlar, bağımsız hukukçular ile avukatlar, noterler, serbest muhasebeciler ile mali müşavirler ve tröst ve şirket hizmet sağlayıcıları yer alır. Bu meslek mensupları kendi faaliyet alanlarında müvekkilleri veya müşterileri adına finansal ya da gayrimenkul işlemlerine aracılık ederken veya bu işlemleri yürütürken şüpheli bir durumla karşılaştıklarında bildirim yapmakla yükümlüdür. Finansal piyasaların evrimiyle birlikte kripto varlık hizmet sağlayıcıların yükümlülük statüsü de uluslararası standartlar doğrultusunda yeniden şekillenmiştir. Özellikle iki bin yirmi dört yılı Aralık düzenlemeleriyle kripto varlık hizmet sağlayıcılar, basitleştirilmiş tedbirler uygulama imkanından tamamen çıkarılmış, doğrudan finansal kuruluş ve kurumsal uyum programı hazırlamakla yükümlü temel aktörler arasına dahil edilmiştir. Bu aktörler için Seyahat Kuralı, yani İngilizce adıyla Travel Rule uygulaması hayati bir yükümlülüktür. Seyahat kuralı uyarınca kripto varlık transferlerinde gönderici ve alıcıya ilişkin kimlik ve hesap bilgilerinin transfer mesajlarıyla eş zamanlı olarak güvenli şekilde iletilmesi zorunludur. Bahse konu kural kapsamında eksik bilgiyle gelen kripto varlık transferlerinde bilgiler karşı taraftan talep edilir ve makul sürede tamamlanmazsa transfer derhal iade edilir. Ayrıca on dokuz Sıra Numaralı MASAK Genel Tebliği uyarınca kripto varlık hizmet sağlayıcılarının, işlemlerin takibini imkansız kılan gizlilik tabanlı kripto varlıkların, yani privacy coins alım satımına ve saklanmasına aracılık etmesi kesin biçimde yasaklanmıştır. Şüpheli işlem bildirim sürecinde dikkat edilmesi gereken en kritik risklerden biri ihbar riskidir; uluslararası literatürde bu kavram tipping off olarak adlandırılır. İhbar riski, müşterinin kendisi hakkında şüpheli işlem bildirimi yapılacağından veya resmi makamlarca bir soruşturma yürütüldüğünden doğrudan ya da dolaylı şekilde haberdar edilmesi riskini ifade eder. Personel, kimlik tespiti yaparken veya bilgi toplarken müşteride kuşku uyandıracak davranışlardan özenle kaçınmalıdır. Şüpheli işlem bildirimlerinin gizliliği mevzuatın en sert korunan alanıdır. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dördüncü maddesi uyarınca, bildirim yapıldığının müşteriye veya üçüncü kişilere ifşa edilmesi adli bir suç teşkil eder ve doğrudan hapis cezası yaptırımına bağlanmıştır. Burada cezai yaptırım ayrımına dikkatle odaklanmak gerekir. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on üçüncü maddesi gereğince kanunda öngörülen şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, yani bildirimin hiç yapılmaması veya geç yapılması idari para cezası gerektiren bir kabahattir. İdari para cezası tutarları maktu olarak kanunda düzenlenmiş olup her yılın başında yeniden değerleme oranında artırılmaktadır. Buna karşılık, aynı Kanunun on dördüncü maddesinde düzenlenen şüpheli işlem bildiriminin müşteriye veya üçüncü şahıslara ifşa edilmesi fiili, idari para cezasıyla değil, doğrudan mahkemelerce hükmolunacak hapis cezası ile cezalandırılan ağır bir adli suçtur. İdari para cezası ile hapis cezası arasındaki bu yasal fark sınav sorularında belirleyici bir ayrım noktasıdır. Yükümlü bünyesindeki çalışanlar ile uyum birimi arasındaki işleyiş de mevzuatla katı kurallara bağlanmıştır. Kurum içi işleyişte personelin şüphelendiği işlemleri uyum görevlisine aktarması sürecinde sözlü usul KESİNLİKLE yasaktır. Dahili bildirimlerin tamamı yazılı, gerekçeli ve geriye dönük denetim izi bırakacak biçimde kayıt altına alınabilir kanallarla yapılmak zorundadır; hiçbir kurum içi şüphe sözlü aktarımla geçiştirilemez. MASAK, yükümlülere rehberlik etmek amacıyla şüpheli işlem tipleri belirlemiştir. Bu göstergeler genel mahiyette tipler, terörün finansmanı ile bağlantılı tipler ve sektörel rehberler olmak üzere sınıflandırılır. Genel mahiyetteki tipler, müşteri profiline ilişkin ve işlemlere ilişkin göstergelerden oluşur. Müşteri profiline ilişkin tipler kişinin geliri ve mesleği gibi öznel nitelikleri kapsarken, işleme ilişkin tipler işlemin olağandışı sıklığı, karmaşıklığı veya iktisadi mantıktan yoksunluğu ile ilgilidir. Sınavda unutulmaması gereken temel kural, MASAK tarafından yayımlanan bu şüpheli işlem tiplerinin sınırlayıcı, yani tahdidi olmadığıdır. Yükümlüler kendilerini yalnızca yayımlanmış tipolojilerle sınırlandıramazlar; tipolojilerde yer almasa dahi şüphe uyandıran her somut olay bildirilmek zorundadır. Şüpheli işlem kriterleri, yasa dışı amaç kavramının genişliği, ihbar yasağının hapis cezası yaptırımı ve kripto varlıklardaki seyahat kuralı gibi temel unsurları bu şekilde özetledikten sonra, takip eden derste şüpheli işlem bildirimlerinin hangi kanallarla, hangi sürelerde ve hangi teknik usullerle MASAK Başkanlığına gönderileceğini ele alacağımız ŞİB Göndermede Usul konusuna geçebiliriz.
Şüpheli İşlem Bildirimi Usulü ve Yasal Süreler
Premium
Bir önceki dersimizde şüpheli işlem kavramını, şüphenin ortaya çıkış kriterlerini ve uygulamadaki tipik örnek olayları ayrıntılı bir biçimde incelemiştik. Şimdi ise bu sürecin en kritik hukuki ve operasyonel aşaması olan şüpheli işlem bildiriminde usul konusuna geçiyoruz. Yükümlüler nezdinde bir işlemin şüpheli olarak değerlendirilmesinin ardından bu şüphenin resmi makamlara iletilmesi, mevzuatla belirlenmiş sıkı usul kurallarına, sürelere ve biçimsel şartlara tabidir. Sınavda bu başlık altından çok sayıda soru gelmektedir ve özellikle süreler, bildirim kanalları, istisnai durumlar ve dahili bildirim mekanizmaları adayların en çok dikkat etmesi gereken hususlardır. Bu derste Şüpheli İşlem Bildirimi, yani kısa adıyla ŞİB süreçlerinin tüm aşamalarını mevzuat hükümleri ve uygulama rehberleri doğrultusunda ele alacağız. Şüpheli işlem bildiriminde uyulması gereken temel süre kuralı, Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesi ile on üç Sıra Nolu Mali Suçları Araştırma Kurulu Genel Tebliğinde açıkça hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemelere göre şüpheli işlemler, yükümlüler tarafından işleme ilişkin şüphenin oluştuğu tarihten itibaren en geç on iş günü içinde Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına, kısa adıyla MASAK Başkanlığına bildirilir. Bununla birlikte gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu on iş günlük sürenin dolması beklenmez ve bildirim derhal MASAK Başkanlığına iletilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, takvim günü ile iş günü ayrımıdır. Mevzuatın açıkça on iş günü ifadesini kullandığını, dolayısıyla hafta sonları ve resmi tatillerin bu süre hesabına dahil edilmediğini unutmamanız gerekir. Buradaki sürenin başlangıç noktası işlemin fiilen yapıldığı tarih değil, yetki ve imkânlar çerçevesinde yürütülen değerlendirmeler neticesinde şüphenin somut olarak oluştuğu tarihtir. Şüpheli işlem bildirim sürecinin başlatılabilmesi için işlemin mutlaka tamamlanmış veya başarıyla sonuçlanmış olması gerekmez. Bildirime konu şüpheli işlemin teşebbüs aşamasında kaldığı, müşterinin yükümlü tarafından talep edilen belgeleri sunmaktan kaçınarak işlemden vazgeçtiği veya işlemin kurum tarafından reddedildiği durumlarda da bildirim yükümlülüğü aynen devam eder. Bu gibi durumlarda yükümlüler, müşterinin tanınması ve kimlik tespiti yükümlülüğünü imkânlar ölçüsünde yerine getirmek zorundadır. Müşteri işlemi yarıda bırakıp fiziki ortamdan veya dijital kanaldan ayrılsa dahi, o ana kadar elde edilebilmiş ad, soyad, telefon numarası, internet protokol adresi, kamera kaydı veya işlem niyeti gibi her türlü veri derlenerek şüpheli işlem bildirim formuna aktarılır. Dolayısıyla işlemin akim kalması yükümlüyü bildirim yapma sorumluluğundan asla kurtarmaz. Yükümlülerin şüpheli bir işlemle karşılaştıklarında doğrudan ve hiçbir inceleme yapmadan bildirimde bulunmaları beklenmez. Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi yedinci maddesi ve on üç Sıra Nolu Genel Tebliğ uyarınca yükümlüler, şüpheli bir işlemle karşılaştıklarında işlem hakkında gerekiyorsa kendi yetki ve imkânları ölçüsünde araştırma yapmakla yükümlüdür. Yapılacak bu araştırmanın temel amacı, şüpheyi destekleyecek ek bilgi ve bulguların mevcut olup olmadığını tespit etmek ve işlemin gerçek mahiyetini anlamaktır. Bu kapsamda müşterinin geçmiş işlem hareketleri, gelir durumu, mesleki profili, ticari faaliyet hacmi ve işlemin bu profille uyumu çok yönlü olarak incelenir. Ancak bu araştırma süreci sınırsız bir adli soruşturma yetkisi vermez; yükümlü yalnızca kendi erişim yetkisi ve kurumsal imkânları dahilinde bu incelemeyi yürütür. Araştırma ve müşterinin tanınması tedbirleri uygulanırken uyulması gereken en hayati kurallardan biri, müşteride şüphe uyandırmamaktır. Yükümlü çalışanları veya yetkilileri, müşteri hakkında bir araştırma yapıldığını veya kendisi adına şüpheli işlem bildiriminde bulunulacağını müşteriye hissettirecek tutum ve davranışlardan kesinlikle kaçınmak zorundadır. Finansal kuruluşlar ve diğer yükümlülerin, şüpheli işlem bildirimi sürecinde veya müşterinin tanınması tedbirlerini uygularken müşteriye bildirim yapılacağını kasıtsız olarak hissettirmesi veya bu yönde bilgi vermesi riskine uluslararası literatürde ihbar riski, yani İngilizce adıyla tipping off denilmektedir. İhbar riski, aklama veya terörün finansmanı şebekelerinin delilleri karartmasına, fonları hızla başka alanlara kaçırmasına veya adli makamların yapacağı operasyonların akamete uğramasına yol açabilecek son derece tehlikeli bir durumdur. İhbar riski konusunda Türk mevzuatı ile uluslararası standartlar arasında sınav açısından son derece önemli bir hukuki yaklaşım farkı bulunmaktadır. Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF tarafından yayımlanan on No'lu Tavsiye Kararına göre, müşterinin tanınması sürecinin işletilmesinin müşteriye kendisi hakkında bildirim yapılacağı yönünde bilgi vereceğine veya ihbar riski doğuracağına makul bir şekilde inanılıyorsa, yükümlü bu kimlik tespiti sürecini takip etmemeyi seçebilir ve süreci derhal keserek doğrudan bir şüpheli işlem bildirimi yapabilir. FATF standartları, ihbar riskinin ortaya çıkmaması adına kimlik tespiti prosedürünün terk edilmesine cevaz vermektedir. Buna karşılık Türk hukukunda müşterinin tanınması sürecini gerçekleştirmenin müşteriye bilgi vereceğine inanılan durumlarda bu sürecin takip edilmeyebileceğine dair herhangi bir istisnai hüküm bulunmamaktadır. Türk mevzuatı uyarınca yükümlüler hem kimlik tespiti ve müşterinin tanınması tedbirlerini imkânlar ölçüsünde eksiksiz yerine getirmek hem de bu işlemleri yaparken ihbar riskine yol açmayacak profesyonel bir basiretle hareket etmek zorundadır. Bu iki yaklaşım arasındaki fark lisanslama sınavlarında sıklıkla soru olarak yöneltilmektedir. Şüpheli işlemlerin tespit edilmesinde yükümlülere yol göstermek üzere MASAK tarafından genel ve sektörel mahiyette şüpheli işlem tipleri yayımlanmaktadır. on üç Sıra Nolu Tebliğ kapsamında bu tipler, yükümlülerin suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında bir araç olarak kullanılmasını engellemek, kurumlar arasında ortak bir anlayış ve uygulama birliği oluşturmak amacıyla hazırlanır. MASAK tarafından belirlenen tipler genel mahiyetteki tipler, terörün finansmanı ile bağlantılı tipler ve yükümlülerin faaliyet alanlarına göre özelleştirilmiş sektörel tipler olmak üzere sınıflandırılır. Genel mahiyetteki tipler kendi içinde müşteri profiline ilişkin tipler ve işlemlere ilişkin tipler olarak ikiye ayrılır. Müşteri profiline ilişkin tipler doğrudan kişinin kimliği, davranışları, ekonomik gücü ve mesleği gibi kişi özelindeki anomalilere odaklanırken; işlemlere ilişkin tipler müşterinin kimliğinden bağımsız olarak işlemin tutarı, sıklığı, karmaşıklığı, nakit boyutu veya uluslararası niteliği gibi doğrudan işlemin yapısal özelliklerine odaklanır. Burada sınav açısından bilinmesi zorunlu olan temel ilke şudur: MASAK tarafından yayımlanan şüpheli işlem tipleri yalnızca rehber mahiyetindedir. Yükümlüler, şüpheli işlemlerin tespitinde kendilerini sadece bu rehberlerde sayılan işlem tipleri ile sınırlayamazlar. Karşılaşılan somut bir işlem, rehberlerde yayımlanan tipolojilerden hiçbirine birebir uymasa dahi, yükümlü nezdinde işlemin suç geliriyle veya terörün finansmanıyla ilişkili olduğuna dair en ufak bir şüphe veya şüpheyi gerektirecek makul bir neden varsa, şüpheli işlem bildiriminde bulunulması kanuni bir zorunluluktur. Tipolojiler tüketici değil, örnekleyici ve yol gösterici mahiyettedir. İşlemin değerlendirilmesinde müşterinin bilinen faaliyet alanı, iş hacmi, işlemin bu hacimle orantılı olup olmadığı, sektörün dinamikleri ve geçmiş işlem tecrübeleri bütüncül olarak dikkate alınmalıdır. Kurumsal işleyişte şüphenin ortaya çıkmasından MASAK Başkanlığına bildirilmesine kadar geçen süreçte işletilen iç mekanizmaya dahili bildirim adı verilir. on üç Sıra Nolu Tebliğin dokuzuncu maddesine göre yükümlü nezdinde, şubeler, acenteler, temsilciler, ticari vekiller ve benzeri tüm bağlı birimler dahil olmak üzere, şüpheli bir işlemle karşılaşıldığında söz konusu durum kurum bünyesinde belirlenen dahili prosedür doğrultusunda uyum görevlisine bildirilir. Dahili bildirim kurallarının kurum tarafından yazılı olarak belirlenmesi ve bu prosedürün tüm çalışanlar tarafından bilinmesinin sağlanması zorunludur. Dahili bildirim sürecinde personelin şüpheyi uyum görevlisine hangi teknolojik araçlarla ileteceği serbestçe belirlenebilir; bu doğrultuda e-posta veya dahili bildirime imkân veren özel uyum yazılımları kullanılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken kesin yasak şudur: Sözlü bildirim, bir dahili bildirim usulü olarak asla belirlenemez. Dahili bildirim mutlaka yazılı ve izlenebilir bir usulle gerçekleştirilmek mecburiyetindedir. Yükümlü nezdinde şüpheli işlemler yalnızca yüz yüze yapılan fiziki temaslarda ortaya çıkmaz. Yükümlü bünyesinde veya aracılığıyla yüz yüze olmayan işlemler yapılmasını mümkün kılan internet bankacılığı, telefon bankacılığı, otomatik para çekme makineleri yani ATM gibi interaktif uygulamalar kullanılarak yapılan işlemlerde veya kurumun bilgi işlem sistemleri üzerinden yürütülen izleme ve kontrol faaliyetleri sırasında şüpheli bir işlemin gerçekleştirildiğinin tespiti halinde de durum derhal kurum içi dahili prosedür doğrultusunda uyum görevlisine iletilir. Bu tür uzaktan veya otomatik tespit edilen işlemlerde yapılacak kimlik doğrulamasında ve değerlendirmede, yükümlü bünyesinde halihazırda mevcut bulunan bilgi, belge ve müşteri kayıtları esas alınır. Uyum görevlisinin kurum içindeki araştırma ve değerlendirme yetkisi kanun ve tebliğ ile çok güçlü bir şekilde güvence altına alınmıştır. Uyum görevlisi, kendisine dahili bildirim yoluyla intikal ettirilen veya izleme ve kontrol faaliyetleri sırasında resen öğrendiği şüpheli işlemleri kurum bünyesindeki mevcut veriler ve mevzuat hükümleri çerçevesinde titizlikle inceler. Uyum görevlisi, bu değerlendirme sürecinde yükümlü bünyesindeki tüm birimlerden, şubelerden ve operasyonel departmanlardan kendi görev alanı ile ilgili her türlü bilgi, belge ve kaydı talep etme yetkisine sahiptir. Kurum bünyesinde kendisinden bilgi ve belge istenen tüm birimler, uyum görevlisinin bu talebini eksiksiz olarak karşılamak, istenilen evrakı süresinde teslim etmek ve uyum görevlisine çalışmasında gerekli her türlü kolaylığı sağlamak zorundadır. Hiçbir departman veya yönetici, ticari sır veya birim içi gizlilik gibi gerekçeler ileri sürerek uyum görevlisinin bilgi ve belge talebini reddedemez. Uyum görevlisi bu incelemeleri neticesinde işlemin şüpheli olduğuna kanaat getirirse bildirimi bizzat MASAK Başkanlığına yapar; şüpheyi destekleyen somut bir bulguya ulaşamazsa gerekçesini dahili dosyada muhafaza eder. Şüpheli işlem bildirimini MASAK Başkanlığına kimin göndereceği hususunda yükümlünün statüsü belirleyicidir. Mevzuat uyarınca uyum görevlisi atamak zorunda olan yükümlüler ile bunların şube, acente, temsilci ve ticari vekilleri gibi bağlı birimlerinde şüpheli işlem bildirim yükümlülüğü münhasıran uyum görevlisi tarafından yerine getirilir. Bu yükümlülerde şube çalışanları veya birim yöneticileri MASAK Başkanlığına doğrudan bildirimde bulunamaz; tüm akış uyum görevlisi üzerinden yürütülür. Ancak bu kuralın kanunla düzenlenmiş çok önemli bir istisnası bulunmaktadır. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin, kısa adıyla PTT Anonim Şirketinin şüpheli işlemleri uyum görevlisi aracılığıyla bildirme zorunluluğu münhasıran bankacılık faaliyetleriyle sınırlıdır. PTT Anonim Şirketinin posta, kargo, lojistik veya telgraf gibi diğer faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya çıkan şüpheli işlemlerin de uyum görevlisi vasıtasıyla bildirilmesi mümkündür; ancak kanuni zorunluluk yalnızca bankacılık faaliyetleri alanı için geçerlidir. Bu PTT istisnası dikkat edilmesi gereken ayırt edici bir detaydır. Uyum görevlisi atama zorunluluğu bulunmayan diğer yükümlü gruplarında ise şüpheli işlem bildirimi; yükümlünün gerçek kişi olması halinde bizzat kendisi, tüzel kişi olması halinde kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği bulunmayan teşekküllerde yöneticileri veya bu merciler tarafından usulüne uygun olarak yetkili kılınan kişiler tarafından yerine getirilir. Uyum görevlisi atamayan bu yükümlülerin şube, acente veya temsilciliklerinde, şüphe niteliği itibariyle hangi birim nezdinde oluşuyorsa bildirimin doğrudan o birim tarafından yapılması esastır. Bununla birlikte işlemlerin merkez birimlerince anlık olarak takip edilebildiği ve şüpheye merkez nezdinde vakıf olunduğu durumlarda bildirim doğrudan merkez birim tarafından da gerçekleştirilebilir. Merkezi yurt dışında bulunan kurum ve kuruluşların Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteren şube, acente veya temsilcilik gibi bağlı birimlerinin mevzuat uyarınca yükümlü sayıldığı hallerde ise şüpheli işlemlere ilişkin bildirim bu yurt içi bağlı birimler tarafından yerine getirilir. Şüpheli bir işlemin MASAK Başkanlığına iletilmesinde kullanılan temel resmi belge Şüpheli İşlem Bildirim Formu, kısa adıyla ŞİB Formudur. Şüpheli işlem bildirimleri, MASAK tarafından yükümlü grupları itibarıyla oluşturulan genel ve sektörel şüpheli işlem bildirim rehberleri ekinde yer alan standart form formatına uygun olarak düzenlenir. ŞİB formu asgari olarak; formu düzenleyen yükümlü kurum ve görevliye ilişkin bilgileri, yapılan bildirimin türünü ve gerekçesini, şüpheli işlemle bağlantılı olan gerçek ve tüzel kişilerin ayrıntılı kimlik ve adres bilgilerini ve son olarak bildirime konu işlemin tutarı, tarihi, döviz cinsi ve mahiyetine dair tüm finansal detayları içerir. Bildirimi yapan yükümlü, formda yer alan alanları eksiksiz doldurmalı ve şüphenin gerekçesini olay örgüsüyle birlikte açıkça izah etmelidir. Ayrıca işlemi şüpheli kılan dekontlar, hesap ekstreleri, kimlik fotokopileri, sözleşmeler veya dahili inceleme notları gibi ilave bilgi ve belgeler de ŞİB formuna ek yapılarak Başkanlığa iletilir. Burada dikkat edilmesi gereken durumlardan biri de MASAK Başkanlığına daha önce bildirimi yapılmış bir işlem veya müşteri hakkında sonradan yeni verilerin ortaya çıkmasıdır. Mevzuatımızda bu durum ek bildirim usulü başlığı altında düzenlenmiştir. Bildirimde bulunulan bir işlemle ilgili olarak daha sonraki bir tarihte yeni bilgi, belge veya bulgular elde edildiği takdirde, yükümlü tarafından tekrar sıfırdan bir Şüpheli İşlem Bildirim Formu doldurulur. Ancak bu yeni form doldurulurken, yapılan bildirimin daha önce gönderilmiş olan tarih ve referans numaralı bildirime ek olduğu açıkça belirtilir ve hazırlanan ek bildirim hiçbir gecikmeye mahal verilmeksizin derhal Başkanlığa gönderilir. Böylece MASAK uzmanları yeni gelen verileri önceki dosya ile anında ilişkilendirerek analiz sürecini derinleştirebilir. Şüpheli İşlem Bildirim Formu doldurulurken yükümlünün belirlemesi gereken zorunlu alanların başında bildirim kategorisi gelmektedir. Bildirim kategorisi, ilgili formun ve yapılan bildirimin genel niteliğini, yani fonun veya eylemin hangi ana suç ekseninde değerlendirildiğini ortaya koyar. İlgili mevzuat ve bildirim rehberlerinde yer alan resmi sınıflandırmaya göre bildirim kategorisi üç ana üst başlıktan oluşmaktadır. Bunlar birincisi suç gelirlerinin aklanması, ikincisi terörizmin finansmanı ve üçüncüsü kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanıdır. Formu düzenleyen yükümlü bu üç temel kategoriden somut olaya uygun düşen ana başlığı işaretlemek zorundadır. Bildirim kategorisinin belirlenmesinin ardından, ŞİB formunda yer alması gereken bir diğer zorunlu alan ise suça ilişkin şüphe kategorisidir. on üç Sıra Nolu Genel Tebliğe göre şüphe kategorisi, bildirilen işleme konu malvarlığı değerinin kaynağını teşkil eden yasadışı öncül faaliyete yönelik somut bilgi veya şüphe durumunu ifade eder. Başkanlık tarafından yayımlanan şüpheli işlem bildirim rehberlerinde şüphe kategorileri özel kodlarla standardize edilmiştir. Bu kodlama sistemi SK çizgi sıfır bir kodlu tefecilik ile başlar ve SK çizgi otuz altı kodlu kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanına kadar devam eder. Yükümlü, bildirim formunu tanzim ederken bu listeden somut şüpheyle uyuşan ilgili kod veya kodları seçerek işaretler. Bu kodlu sınıflandırmanın içeriğine baktığımızda öncül suçların çok geniş bir yelpazede tanımlandığını görmekteyiz. Kodlama diziliminde SK çizgi sıfır bir tefecilik, SK çizgi sıfır iki satış noktası cihazları yani POS tefeciliği, SK çizgi sıfır üç fuhuşa teşvik veya aracılık etmek, SK çizgi sıfır dört göçmen kaçakçılığı veya insan ticareti, SK çizgi sıfır beş uyuşturucu madde ticareti, SK çizgi sıfır altı silah ve mühimmat kaçakçılığı, SK çizgi sıfır yedi tarihi eser ve kültür varlığı kaçakçılığı, SK çizgi sıfır sekiz gümrük kaçakçılığı veya hayali ihracat, SK çizgi sıfır dokuz kıymetli maden ve taşların kaçakçılığı, SK çizgi on bilişim suçları, SK çizgi on bir vergi kaçakçılığı ve vergi kaçırma, SK çizgi on iki sermaye piyasalarına ilişkin suçlar, SK çizgi on üç rüşvet, irtikap ve zimmet gibi yolsuzluk ve kamu görevlileriyle ilgili suçlar olarak düzenlenmiştir. Listenin devamında SK çizgi on dört resmi veya özel evrakta sahtecilik, SK çizgi on beş para ve kıymetli evrak sahteciliği veya dolandırıcılığı, SK çizgi on altı sigorta dolandırıcılığı veya poliçe sahteciliği, SK çizgi on yedi nitelikli dolandırıcılık, SK çizgi on sekiz organ ve doku ticareti, SK çizgi on dokuz tehdit, şantaj, cebir ve adam kaçırma, SK çizgi yirmi hırsızlık ve yağma gibi malvarlığına karşı suçlar, SK çizgi yirmi bir hileli iflas, SK çizgi yirmi iki yasa dışı bahis ve kumar oynatma veya oynanmasına aracılık etme, SK çizgi yirmi üç terörizmin finansmanı, SK çizgi yirmi dört ihaleye fesat karıştırma, SK çizgi yirmi beş sosyal güvenlik mevzuatına aykırılıklar ve SK çizgi yirmi altı bankacılık mevzuatına ilişkin suçlar yer almaktadır. Sınıflamanın son bölümünde ise SK çizgi yirmi yedi akaryakıt kaçakçılığı, SK çizgi yirmi sekiz yasa dışı fatura ödeme merkezi faaliyetleri, SK çizgi yirmi dokuz lisanssız ödeme ve elektronik para hizmetlerinde bulunma, SK çizgi otuz başkası hesabına işlem yapıldığının beyan edilmemesi, SK çizgi otuz bir tütün mamulleri, sigara ve alkol kaçakçılığı, SK çizgi otuz iki saadet zincirleri yani piramit satış sistemleri, SK çizgi otuz üç sivil toplum kuruluşlarının suiistimali, SK çizgi otuz dört yasadışı yardım ve bağış toplama, SK çizgi otuz beş malvarlığının dondurulması kararının ihlali ve son olarak SK çizgi otuz altı kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı olarak yer almaktadır. Yükümlü, şüphe duyduğu işlemin arkasındaki yasadışı kaynağı bu kodlardan birine veya birkaçına dayandırarak formda işaretler. ŞİB formlarının MASAK Başkanlığına gönderilmesinde fiziki ve elektronik olmak üzere iki temel yöntem bulunmaktadır. Fiziki bildirim yönteminde form, elden teslim edilebileceği gibi taahhütlü posta veya faks yolu ile de Başkanlığa iletilebilir. Taahhütlü posta veya faks yolu ile yapılacak bildirimlerde MASAK Başkanlığının resmi internet sitesinde ilan edilen güncel posta adresi ve faks numaraları esas alınır. Eğer bildirim faks yoluyla gerçekleştirilmişse, mevzuat gereği faksla gönderilen ŞİB formunun imzalı aslının taahhütlü posta yoluyla ya da elden Başkanlığa intikal ettirilmesi zorunludur. Başkanlık, şüpheli işlem bildiriminde bulunan yükümlülere bildirimin resmi kayda alındığına dair geri bildirimde bulunur. Elektronik ortamda şüpheli işlem bildirimi ise MASAK tarafından kurulan web tabanlı resmi bilişim sistemi olan MASAK nokta ONLİNE sistemi kullanılarak yerine getirilir. Şüpheli işlem bildirimini elektronik ortamda yapmakla zorunlu tutulan yükümlü sektörleri ile bu zorunluluğun başlangıç tarihleri MASAK Başkanlığı tarafından belirlenir ve duyurulur. Zorunlu tutulanlar dışındaki yükümlülerden de Başkanlıkça uygun görülenlere sisteme erişim yetkisi verilebilir. Elektronik ortamda bildirim yapma izni verilen yükümlüler bu izin tarihinden itibaren şüpheli işlem bildirimlerini münhasıran MASAK nokta ONLİNE üzerinden yapmak zorundadırlar. Kendisine elektronik bildirim izni verilen bir yükümlü, bu tarihten sonra kural olarak artık kâğıt ortamında veya faksla bildirimde bulunamaz. Ancak elektronik altyapıda yaşanabilecek aksaklıklar için mevzuatta özel bir istisna ve yedek usul öngörülmüştür. MASAK nokta ONLİNE üzerinden bildirim yapmakla yükümlü olan bir kuruluşta, internet kesintisi, siber saldırı veya sistemsel arızalar gibi teknik nedenlerle elektronik bildirimin yapılamaması halinde bildirim geciktirilmez. Bu durumda yükümlü, elektronik ortamda gönderim yapılamama gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle rehber ekinde yer alan fiziki formu doldurarak elden, posta yoluyla veya faks ile Başkanlığa gönderir. Fakat süreç burada sona ermez. Söz konusu teknik arıza giderilip elektronik sistem yeniden işler duruma geldiğinde, daha önce fiziki yolla gönderilmiş olan form derhal MASAK nokta ONLİNE sistemi üzerinden de elektronik olarak gönderilmek zorundadır. Şüpheli işlem bildirimlerinde idari ve adli sürelerin takibi açısından yasal bildirim tarihi büyük bir öneme sahiptir. on üç Sıra Nolu Genel Tebliğe göre elektronik ortamda yani MASAK nokta ONLİNE üzerinden gönderilen şüpheli işlem bildirimlerinde resmi bildirim tarihi olarak, bildirimin MASAK Başkanlığı kayıtlarına girdiği tarih esas alınır. Yükümlünün formu kendi iç sisteminde onayladığı veya taslak olarak kaydettiği tarih değil, sistem üzerinden iletimin tamamlanarak verinin Başkanlık sunucularına ve resmi kayıt kütüğüne ulaştığı an yasal bildirim tarihi olarak kabul edilir. Günümüz finansal mimarisinde aklama ve terörün finansmanı risklerinin en yoğun görüldüğü alanlardan birini kripto varlıklar oluşturmaktadır. Bu sebeple mevzuatımıza kripto varlık hizmet sağlayıcılar, kısa adıyla KVHS kavramı ve bunlara ilişkin özel yükümlülükler dahil edilmiştir. Kripto varlık hizmet sağlayıcı; kripto varlık alım satım platformlarını, kripto varlık saklama hizmeti sağlayan kuruluşları ve kripto varlıkların ilk satış veya dağıtımı dahil olmak üzere bu varlıklara ilişkin hizmet sağlamak üzere belirlenmiş tüm tüzel kişileri ifade eder. Türkiye'de bir kripto varlık hizmet sağlayıcısının kurulabilmesi ve faaliyete başlayabilmesi için Sermaye Piyasası Kurulundan, kısa adıyla Sermaye Piyasası Kurulu'dan izin ve lisans alması zorunludur. Ayrıca bu kuruluşların bilgi sistemleri ve teknolojik altyapılarında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, kısa adıyla TÜBİTAK tarafından belirlenen teknik kriterlere ve güvenlik standartlarına tam uyum aranmaktadır. Kripto varlık transferlerinde şüpheli işlem tespiti yapılırken cüzdan türleri belirleyici bir kriterdir. Herhangi bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde barındırılmayan, özel anahtarları doğrudan kullanıcının kendi kontrolünde olan bağımsız cüzdan adreslerine barındırılmayan cüzdan, yani İngilizce adıyla unhosted wallet denilmektedir. Kripto varlık hizmet sağlayıcıları, müşterilerinin bu tür barındırılmayan bağımsız cüzdanlarla gerçekleştirdiği transferlerde yüksek aklama riski bulunduğunu gözetmek ve işlem öncesinde müşteriden karşı tarafın kimliği ve işlemin mahiyeti hakkında yazılı veya doğrulanabilir elektronik beyan almak zorundadır. Ayrıca kripto varlık hizmet sağlayıcılar nezdinde uzaktan kimlik tespiti yöntemiyle müşteri edinilmesi durumunda, risklerin sınırlandırılması amacıyla ilk finansal hareket dahil olmak üzere müşterinin yapacağı tüm nakit yatırma ve çekme işlemlerinin münhasıran müşterinin kendi adına kayıtlı bir banka hesabı veya kredi kartı üzerinden gerçekleştirilmesi zorunlu tutulmuştur. Bu hesaplardan farklı üçüncü şahıslar adına para yatırılması veya çekilmesi mevzuat gereği kesinlikle engellenir. Toparlamak gerekirse, şüpheli işlem bildirimi keyfi bir süreç olmayıp, şüphenin doğduğu andan itibaren başlayan on iş günlük yasal bildirim süresi, kurum içi yazılı dahili bildirim usulü, uyum görevlisinin merkezi değerlendirme yetkisi, MASAK nokta ONLİNE altyapısının kullanımı ve standart formların eksiksiz düzenlenmesi ile yürütülen çok sıkı bir idari prosedürdür. Bu prosedürde ihbar riskinden titizlikle kaçınılması, teşebbüs aşamasında kalan eylemlerin dahi bildirime konu edilmesi ve yayımlanan rehberlerdeki şüpheli işlem tiplerinin bağlayıcı bir sınır değil yol gösterici bir kılavuz olduğunun bilinmesi sınav başarınız açısından hayati önem taşır. Şüpheli işlemlerin bildiriliş usulünü bu şekilde tamamlamış bulunuyoruz. Bir sonraki dersimizde şüpheli işlem bildiriminde gizlilik ilkesi, bildirimi yapanların yasal korunması ve MASAK tarafından sağlanan geri bildirim mekanizmalarını inceleyeceğiz.
Şüpheli İşlem Bildirimi Yaptırımları ve Gizlilik
Premium
Bir önceki dersimizde şüpheli işlem bildiriminin gönderilmesinde izlenecek usul ve esasları, bildirim kanallarını ve bu süreçteki kuralları ayrıntılı olarak ele almıştık. Bu dersimizde ise şüpheli işlem bildirimi sürecinin en kritik hukuki boyutlarını teşkil eden bildirim zorunluluğuna uymamanın yaptırımları, bildirimlerin gizliliği, bildirimde bulunanların yasal olarak korunması ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından sağlanan geri bildirim mekanizmalarını inceleyeceğiz. Sınavda bu konu başlığından doğrudan üç soru gelmektedir ve özellikle idari yaptırımlar ile adli cezaların ayrımı, gizlilik ihlalinin sonuçları ve muafiyet sınırları soru hazırlayıcıların en çok üzerinde durduğu alanlar arasında yer alır. Şüpheli işlem bildirimi zorunluluğuna uyulmamasının yaptırımı ile dersimize başlayalım. Beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun on üçüncü maddesi uyarınca, bu Kanunun dördüncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünü ihlal eden yükümlülere elli bin Türk lirası idari para cezası verilir. Bu tutar Kanunda belirlenen maktu tutardır. Kanunun yirmi sekizinci maddesi hükmü gereğince, on üç ve on altıncı maddelerde yer alan maktu tutarlar her yılın başından geçerli olmak üzere, bir önceki yıl için iki yüz on üç sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanmaktadır. Kanun koyucu bu hesaplamalarda on Yeni Türk Lirasına kadar olan tutarların dikkate alınmayacağını açıkça belirtmiştir. Sınavda dikkat edilmesi gereken en temel husus, şüpheli işlem bildiriminde bulunmamanın bir adli suç değil, kabahat niteliğinde olduğu ve karşılığında idari para cezası uygulandığı gerçeğidir. Yükümlülerin en sık yanılgıya düştüğü ve sınavlarda çeldirici olarak karşımıza çıkan bir diğer önemli mesele ise şüpheli işlem bildirmeme fiiline karşı yükümlüye süre verilip verilmeyeceğidir. Beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on üçüncü maddesinde, bu Kanunun beşinci maddesinin birinci fıkrasında yer alan uyum programı yükümlülüklerine aykırı hareket edilmesinin tespiti hâlinde yükümlülere yazılı ihtar yapılarak otuz günden az olmamak üzere bir süre verileceği hükme bağlanmıştır. Ancak şüpheli işlem bildirme yükümlülüğü Kanunun beşinci maddesinde değil, dördüncü maddesinde düzenlenmiştir. Kanunun on üçüncü maddesi ise yalnızca beşinci maddedeki ihlaller için ihtar ve en az otuz gün süre verilmesini öngörmüştür. Bu nedenle şüpheli işlem bildirme yükümlülüğünün ihlali halinde yükümlüye yazılı ihtar ile herhangi bir süre tanınmasına imkan yoktur. Nitekim Yargıtay on dokuz. Ceza Dairesinin sekiz Mart iki bin yirmi bir tarihli, iki bin yirmi esas ve iki bin yirmi bir karar numaralı içtihadında da bu husus açıkça teyit edilmiş, şüpheli işlem bildirmeme fiilinde yükümlüye süre verilmeksizin doğrudan idari para cezası uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu ayrım sınav açısından son derece hayatidir; uyum programı eksikliklerinde en az otuz günlük süre tanınırken, şüpheli işlem bildiriminde süre verilmeksizin doğrudan ceza kesilmektedir. Şimdi şüpheli işlem bildirimlerinin gizliliği konusuna geçelim. Uluslararası literatürde bilgi sızdırma yasağı yani tipping off yasağı olarak bilinen bu kural, Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF bünyesindeki yirmi bir numaralı tavsiyede de temel bir prensip olarak vurgulanmaktadır. FATF Tavsiyelerine göre, finansal kuruluşların, yöneticilerin, yetkililerin ve çalışanların şüpheli işlem bildirimi veya ilgili bilgilerin mali istihbarat birimine sunulmakta olduğunu ifşa etmesi kanunen kesin bir biçimde yasaklanmalıdır. Türk hukukunda bu ilke, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun dördüncü maddesinin ikinci fıkrasında vücut bulmuştur. Düzenlemeye göre yükümlüler, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına şüpheli işlem bildiriminde bulunulduğunu veya bulunulacağını, yükümlülük denetimi ile görevlendirilen denetim elemanları ile yargılama sırasında mahkemeler haricinde, işleme taraf olanlar dahil olmak üzere hiç kimseye açıklayamazlar. Burada denetim elemanları ve mahkemeler dışındaki tüm kişi ve mercilere karşı mutlak bir gizlilik yükümlülüğü getirilmiştir. Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Yönetmeliğinin yirmi dokuzuncu maddesi, şüpheli işlem bildirimlerinin gizliliğinin kapsamını ve sınırlarını daha da detaylandırmıştır. Yönetmelik hükmü uyarınca gizlilik yükümlülüğü, şüpheli işlemi Başkanlığa bildiren kişi, kurum ve kuruluşları, bu kimselerin işlemi fiilen yapan ve yöneten mensuplarını, kanuni temsilcilerini ve vekillerini kapsadığı gibi, bildirimin yapıldığına veya yapılacağına herhangi bir şekilde vakıf olan diğer personeli de bağlar. Uyum görevlisi tayin edilen yükümlüler nezdinde ise şube veya birim çalışanları tarafından uyum görevlisine yapılan dâhili bildirimler de mutlak gizlilik koruması altındadır. Dahası, şüpheli işlem bildirimlerini elektronik ortamda gerçekleştiren uyum görevlileri, sisteme erişimi sağlayan her türlü ortamdaki kart, şifre ve benzeri bilgi ve araçları hiçbir koşulda başkalarına veremezler. Aynı maddede yer alan çok kritik bir yasak da şudur: Yükümlüler yurt dışındaki merkezlerine veya şube, acente, temsilci ve ticari vekilleri ile benzeri bağlı birimlerine dahi, müşterileri hakkında şüpheli işlem bildiriminde bulunduklarına ilişkin hiçbir şekilde bilgi aktaramazlar. Bu kural sınav sorularında özellikle yabancı ortaklı bankalar ve çok uluslu kuruluşlar üzerinden sıklıkla sorgulanmaktadır. Şüpheli işlem bildirimlerinin gizliliğine uyulmamasının yaptırımı, Kanunun on dördüncü maddesinde düzenlenmiştir. Yükümlülük ihlâlinde adlî ceza başlıklı bu maddeye göre, Kanunun dördüncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedi ve sekizinci maddelerindeki yükümlülükleri ihlâl eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ayrıca bu suç dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu aşamada iki yaptırım türünü net olarak birbirinden ayırt etmeliyiz. Şüpheli işlemi bildirmemek, Kanunun on üçüncü maddesi gereğince idari para cezasına tabidir. Ancak şüpheli işlemin bildirildiğini veya bildirileceğini üçüncü kişilere veya işleme taraf olanlara sızdırmak, yani gizlilik kuralını çiğnemek, Kanunun on dördüncü maddesi gereğince bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası gerektiren adli bir suçtur. Bu iki ceza türünün ve madde numaralarının birbirine karıştırılmaması sınav başarısı için zorunludur. Gizlilik konusunda yalnızca yükümlülerin değil, idarenin de çok net bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun onuncu maddesi, şüpheli işlem bildirimlerinin ifşa edilmesi yasağı konusunda FATF Tavsiyelerinde dahi açıkça bulunmayan özel bir koruma hükmü getirmiştir. Buna göre, özel kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, şüpheli işlem bildiriminde bulunanlara dair mahkeme dışında hiçbir üçüncü kişi, kurum ve kuruluşa bilgi verilemez. Ayrıca bu kişilerin kimliklerinin saklı tutulması ve güvenliklerinin sağlanması amacıyla mahkemece gerekli her türlü yasal ve fiili önlem alınır. Kanunun bu emredici hükmü, bildirim yapan görevlilerin ve yükümlülerin kimlik bilgilerini idari makamların tasarrufundan çıkararak tam bir adli koruma zırhı altına almaktadır. Dersimizin bir diğer zorunlu başlığı, şüpheli işlem bildirimi yapanların sorumluluk durumu ve korunmasıdır. Beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun onuncu maddesi gereğince, bu Kanun kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getiren gerçek ve tüzel kişiler hiçbir şekilde hukukî ve cezaî bakımdan sorumlu tutulamazlar. Dolayısıyla şüpheli işlem bildirimi yükümlülüğünü mevzuata uygun biçimde ifa eden gerçek ve tüzel kişiler, bunların uyum görevlileri, yükümlülerin kanuni temsilcileri, yöneticileri ve tüm çalışanları; bankacılık sırrı, ticari sır veya müşteri sırrının ifşası gibi sözleşmesel veya yasal sorumluluk iddialarıyla cezai yahut hukuki takibata maruz bırakılamazlar. Kanun koyucu, bildirim mekanizmasının çekinmeksizin işletilebilmesi için mutlak bir hukuki ve cezai sorumsuzluk ilkesi benimsemiştir. Bu noktada FATF standartları ile ulusal mevzuatımız arasındaki teknik bir farka işaret etmek gerekir. FATF bünyesindeki yirmi bir numaralı tavsiyenin a fıkrasında, finansal kuruluşların ve çalışanlarının iyi niyetle bildirim yapmaları halinde, altta yatan suç faaliyetinin tam olarak ne olduğunu bilip bilmediklerine ve yasa dışı faaliyetin fiilen gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın cezai ve hukuki sorumluluktan kanunla korunmaları gerektiği ifade edilmiştir. Ancak bu tavsiyede geçen altta yatan suç faaliyetinin tam olarak ne olduğunu bilip bilmediklerine ve yasa dışı faaliyetin fiilen gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın şeklindeki ibare, Türk hukukunda ne beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanun metninde ne de Tedbirler Yönetmeliğinde lafzen yer almamıştır. Türk hukuku bu ayrıntılı ifade yerine doğrudan doğruya yükümlülüklerini yerine getirenlerin hiçbir şekilde hukuki ve cezai bakımdan sorumlu tutulamayacağı genel ve kapsayıcı kuralını getirmiştir. Bu metinsel nüans sınavda ayırt edici bir soru olarak karşınıza çıkabilir. Son olarak şüpheli işlem bildirimlerinde geri bildirim mekanizmasını ele alalım. FATF bünyesindeki yirmi dokuz numaralı tavsiyenin yorumlayıcı notu uyarınca, yetkili makamların yükümlü kuruluşlara tespit ve raporlama süreçlerini geliştirmeleri amacıyla rehberler sunması ve düzenli geri bildirim sağlaması öngörülmektedir. Ulusal mevzuatımızda bu gereklilik Tedbirler Yönetmeliğinin otuzuncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, şüpheli işlem bildiriminde bulunan yükümlülere Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından bildirimin kayda alındığına dair derhal bilgi verilir. Böylece yükümlü bildiriminin resmi olarak sisteme ulaştığını teyit etmiş olur. Geri bildirimin kurumsal ve eğitsel boyutu da yine aynı maddede hükme bağlanmıştır. Başkanlık, alınan şüpheli işlem bildirimlerinin etkinliğine ilişkin olarak belirli dönemler halinde genel değerlendirmeler yapar. Ayrıca şüpheli işlem bildirimlerine dair istatistiki verileri, aklama ve terörizmin finansmanında kullanılan güncel yöntemleri, ortaya çıkan yeni eğilimleri ve bildirimler sonrasında işletilen süreçler neticesinde varılan sonuçlardan yararlanılarak hazırlanan örnek olayları yıllık faaliyet raporları, rehberler ya da periyodik yayınlar vasıtasıyla kamuoyu ve yükümlülerle paylaşır. Bu materyaller aynı zamanda yükümlülerin eğitim faaliyetlerinde de temel kaynak olarak kullanılmaktadır. Özetlemek gerekirse, şüpheli işlem bildiriminde bulunmama fiili Kanunun on üçüncü maddesi gereğince elli bin Türk lirası maktu tutarlı idari para cezasına tabidir ve Yargıtay kararı uyarınca otuz günlük ihtar süresi verilmez. Şüpheli işlem bildiriminin gizliliğini ihlal etmek ise Kanunun on dördüncü maddesi uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılan adli bir suçtur. Bildirimde bulunan çalışanlar, uyum görevlileri ve kurumlar Kanunun onuncu maddesiyle hukuki ve cezai koruma altına alınmış olup, kimlik bilgileri mahkemeler haricinde hiçbir kişi veya kuruma verilemez. Tedbirler Yönetmeliğinin otuzuncu maddesi uyarınca da Başkanlık tarafından yükümlülere kayda alma bilgisi, istatistiki veriler ve tipolojileri içeren düzenli geri bildirimler sağlanır. Bir sonraki dersimizde, şüpheli işlemler neticesinde gündeme gelen işlem ertelemesi şartlarını ve bu tedbirin uygulanma usullerini inceleyeceğiz.
Aklama ve Terör Finansmanında İşlem Ertelemesi Şartları
Premium
Şüpheli işlem bildiriminde gizlilik ilkelerini, bildirimde bulunan yükümlülerin korunmasını ve geri bildirim mekanizmalarını tamamladıktan sonra, şimdi suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı ile mücadelede son derece kritik bir önleyici tedbir olan işlem ertelemesi konusuna ve özellikle işlem ertelemesinin şartlarına geçiyoruz. Suç gelirleriyle etkin bir mücadele yürütebilmek için şüpheli varlıkların henüz finansal sistem dışına çıkarılmadan veya el değiştirmeden durdurulması hayati bir öneme sahiptir. Türkiye hukuk düzeninde bu amaca hizmet eden en temel yasal dayanak, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun on dokuz A maddesidir. Bu yasal düzenleme, finansal işlemlerin suç gelirlerinin aklanması veya terörizmin finansmanı suçu ile bağlantılı olduğuna dair ciddi şüphelerin bulunduğu hallerde, idari makamların hızlı ve etkili bir şekilde müdahale edebilmesini güvence altına almaktadır. İşlemlerin ertelenmesi kurumunun uluslararası arka planını anlamak, sınav sorularını doğru yorumlayabilmek açısından büyük önem taşımaktadır. Mali Eylem Görev Gücü, kısa adıyla FATF tarafından yayımlanan tavsiyeler arasında dördüncü tavsiye, yani müsadere ve geçici tedbirler başlıklı tavsiye, bu mekanizmanın uluslararası temelini oluşturur. Dördüncü tavsiye uyarınca ülkeler, yetkili makamlarının suçla ilgili malvarlığını ve eşdeğer malvarlığını tespit etmesini, izlemesini ve değerini belirlemesini sağlayacak yasal tedbirleri almak zorundadır. Bununla birlikte aynı tavsiye, yetkili makamların bir işlemin onayını askıya almasına veya geri çekmesine imkan tanıyan yasal altyapının kurulmasını da açıkça emretmektedir. Ülkelerin her türlü uygun soruşturma tedbirini alması, suçla ilişkili malvarlığının transferini veya elden çıkarılmasını engellemek üzere dondurma ve el koyma gibi geçici tedbirleri hızlı bir biçimde hayata geçirmesi yine bu tavsiyenin zorunlu kıldığı unsurlardandır. FATF dördüncü tavsiyesinin kapsamı yalnızca işlemlerin askıya alınması veya dondurulması ile sınırlı kalmamakta, nihai el koyma ve tasfiye süreçlerini de içermektedir. Bu çerçevede tavsiye, mahkûmiyete dayalı müsadere yoluyla suç eşyasına ve buna karşılık gelen değerdeki malvarlığına el konulmasını, ayrıca mahkûmiyete dayalı olmayan müsadere yoluyla da suç eşyasına el konulabilmesini öngörmektedir. Ortaya çıkan müsadere kararlarının gecikmeksizin uygulanması ve dondurulan, el konulan ya da müsadere edilen malvarlığı değerlerinin etkin bir biçimde yönetilmesinin sağlanması da bu uluslararası standardın vazgeçilmez gerekleri arasında yer almaktadır. Türkiye, iç hukukunda beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesini ihdas ederek FATF dördüncü tavsiyesinde yer alan işlemleri askıya alma ve geçici tedbir uygulama yükümlülüğünü doğrudan yerine getirmiştir. Ulusal mevzuatımıza baktığımızda, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanuna on dört Nisan iki bin on altı tarihli ve altı bin yedi yüz dört sayılı Kanunla eklenen on dokuz A maddesi, işlem ertelemesi müessesesinin temel çatısını kurmuştur. Kanun hükmüne göre, yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılmaya teşebbüs edilen ya da hâlihazırda devam eden işlemleri askıya alma yetkisi münhasıran Bakana tanınmıştır. Buradaki şüphe unsuru, işleme konu malvarlığının aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair bir değerlendirmeye dayanmalıdır. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK, bu şüpheyi teyit etmek, işlemi detaylı bir şekilde analiz etmek ya da lüzum görülmesi halinde analiz sonuçlarını adli mercilere ve diğer yetkili makamlara intikal ettirmek amacıyla erteleme sürecini yürütür. Kanun, Bakanın bu işlemleri askıya alma veya işlemlerin gerçekleşmesine izin vermeme yetkisini kullanabileceği süreyi kesin olarak yedi iş günü olarak belirlemiştir. Bu yedi iş günü süresi takvim günü değil, iş günü esasına dayanmaktadır ve bu ayrımı karıştırmamak önemlidir. Yetki mekanizması sınav açısından son derece kritik ve belirleyici kurallar barındırmaktadır. Kanun koyucu, işlemi askıya alma ya da gerçekleşmesine izin vermeme yetkisini Hazine ve Maliye Bakanına vermiştir. Ancak yirmi yedi Aralık iki bin yirmi tarihli mevzuat değişikliği ile Kanuna eklenen açık hüküm gereğince, Bakan bu yetkisini yalnızca bakan yardımcısına devredebilir. Sınavda bu husus başka idari unvanlarla, örneğin MASAK Başkanına, cumhuriyet savcısına veya teftiş kurulu başkanına devredilebileceği şeklinde yanıltıcı seçeneklerle karşınıza çıkabilir. Yetki devrinin sadece bakan yardımcısına yapılabileceği ilkesi mutlak bir kuraldır ve hiçbir istisnası bulunmamaktadır. Ayrıca işlem ertelemesi yetkisi sadece ulusal tespitlerle sınırlı değildir. Yabancı bir muadil kuruluşun işlemin askıya alınması veya gerçekleşmesine izin verilmemesi yönündeki gerekçeli talebinde yer alan işlemler hakkında da bu yetki kullanılabilir. Yabancı muadil kuruluş taleplerinde MASAK tarafından aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili bir şüphe görülmesi ve devletlerarası mütekabiliyet, yani karşılıklılık ilkesinin gözetilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu yasal çerçevenin sahadaki uygulamasını göstermek üzere, Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Kapsamında İşlemlerin Ertelenmesine Dair Yönetmelik yayımlanmıştır ve ayrıca on üç Sıra Numaralı MASAK Genel Tebliği ile uygulamaya dair düzenlemeler yapılmıştır. İşlem ertelemesinin uygulanabilmesi için ilk olarak işlemin muhatabı olan yükümlünün kim olduğu tespit edilmelidir. Erteleme Yönetmeliği yükümlü kavramını, Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmeliğin dördüncü maddesinin birinci fıkrasında sayılan gerçek ve tüzel kişiler olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla işlem ertelemesi, sadece Tedbirler Yönetmeliğinin yükümlü tanımı içerisinde sayılan finansal kuruluşlar, finansal olmayan belirli iş ve meslekler ile diğer sayılan yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla gerçekleştirilen işlemler için söz konusudur; yükümlü kapsamına girmeyen üçüncü kişilerin kendi aralarındaki işlemlere bu mekanizma uygulanamaz. Şimdi işlem ertelemesinin gerçekleşebilmesi için mevzuatın aradığı zorunlu şartları tek tek ele alalım. İlk ve en önemli şart, işlemin zamanlaması ve hukuki durumudur. İşlem ertelemesi, yalnızca yapılmaya teşebbüs edilen veya hâlihazırda devam eden işlemlerde uygulanabilir. Tamamlanmış işlemlerde işlem ertelemesi müessesesinin uygulanması hukuken ve fiilen mümkün değildir. Bu husus sınav açısından en temel tuzak noktalarından biridir; zira tamamlanıp hesaptan çıkmış, transferi gerçekleşmiş veya nakit olarak ödenmiş bir işlem artık ertelenemez, bu tür durumlarda ancak genel hükümlere göre elkoyma tedbirleri gündeme gelebilir. Dolayısıyla erteleme kararı verilebilmesi için işlemin yükümlüye intikal etmiş olması, hazırlık safhasında kalması ya da henüz nihayete ermeyip devam ediyor olması şarttır. İkinci temel şart, işleme konu malvarlığının aklama veya terörizmin finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüpheyi destekleyen somut belgelerin veya ciddi emarelerin bulunmasıdır. Soyut, genel geçer ve temelsiz iddialar işlem ertelemesi kararına dayanak teşkil edemez; şüphenin mutlaka makul verilerle desteklenmesi gerekir. Üçüncü şart, işlemin olağandışı nitelikli olmasıdır. İşlemin büyüklüğü, karmaşıklığı, tarafların ekonomik profili ile bağdaşmaması veya belirgin bir iktisadi ve meşru mantığının bulunmaması gibi unsurlar işlemin olağandışı olduğunu gösterir. Dördüncü şart ise çeşitli veri tabanlarından ya da diğer resmi ve istihbari kaynaklardan yapılan kontroller sonucunda işlemi yapan kişi ya da kişilerin suçla ilgili olduğunun veya olabileceğinin anlaşılmasıdır. Yükümlülerin ve MASAK denetim birimlerinin sistem kayıtlarından, yaptırım listelerinden veya kolluk kayıtlarından elde ettiği bilgiler bu şartın tespitinde doğrudan kullanılır. Erteleme şartları arasında yer alan ve mevzuatta özel bir hukuki ağırlığa sahip olan beşinci şart tehlikeli hal durumudur. Tehlikeli hal, işlemin tamamlanmasının terörizmin finansmanı ile ilgili olduğu düşünülen fonlara ya da suçtan elde edilen gelirlere el koymayı engelleyeceğine veya zorlaştıracağına ilişkin ciddi ve somut bir risk durumunun bulunması anlamına gelir. Şayet şüpheli işlem durdurulmaz ve onaylanarak gerçekleştirilirse, fonların ülke dışına kaçırılması, nakde çevrilerek izinin kaybettirilmesi veya gizli hesaplar arasında dağıtılarak müsadere edilmesinin imkansız hale gelmesi riski doğacaktır. İşte kanun koyucu, tam da bu tür telafisi güç zararların önüne geçebilmek adına tehlikeli hal mevcudiyetini işlemin ertelenmesi için aranan kurucu şartlardan biri olarak kabul etmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, tehlikeli hal kavramının tanımı ve unsurlarıdır. İşlem ertelemesi kararına uyulmaması halinde uygulanacak yaptırımlar da mevzuatta açık ve caydırıcı biçimde düzenlenmiştir. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesinin üçüncü fıkrasına göre, bu madde kapsamında askıya alınan veya gerçekleşmesine izin verilmeyen bir işlemi, alınan resmi karara aykırı şekilde gerçekleştiren yükümlülere MASAK tarafından idari para cezası verilir. Bu cezanın temel tutarı, karara aykırı şekilde gerçekleştirilen işlem tutarı kadardır. Ancak kanun koyucu alt sınır belirlemiş ve verilecek idari para cezasının Kanundaki maktu tutar itibarıyla elli bin Türk lirasından az olamayacağını hükme bağlamıştır. Kanunda yer alan bu elli bin Türk lirası tutarındaki maktu had, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılmaktadır. Dolayısıyla yükümlünün uygulanan erteleme kararına rağmen işlemi onaylaması halinde, hem en az maktu alt sınır olan elli bin Türk lirası ve bunun güncel yeniden değerleme tutarı dikkate alınacak hem de işlem bedeli bu sınırdan yüksekse bizzat işlem tutarı kadar ceza tatbik edilecektir. Özetlemek gerekirse, işlem ertelemesi kurumu FATF dördüncü tavsiyesine tam uyum sağlamak amacıyla hukukumuza kazandırılmış, yalnızca yapılmaya teşebbüs edilen veya devam eden işlemleri kapsayan son derece kritik bir önleme aracıdır. Karar alma yetkisi Hazine ve Maliye Bakanına aittir, yetki devri istisnasız yalnızca bakan yardımcısına yapılabilir ve askıya alma süresi tam yedi iş günüdür. Erteleme şartlarının oluşması için işlemin olağandışılığı, ciddi emarelerin varlığı, kişi kontrollerindeki suç bağlantısı ve fonlara el koymayı engelleyecek ya da zorlaştıracak bir tehlikeli halin mevcudiyeti zorunludur. Alınan kararı ihlal ederek işlemi gerçekleştiren yükümlülere ise işlem tutarı kadar ve Kanunda elli bin Türk lirası olarak belirlenen maktu alt sınırdan az olmamak üzere idari para cezası verilir. Böylece işlem ertelemesinin şartlarını tamamlamış bulunuyoruz; bir sonraki dersimizde işlem ertelemesinde uygulanacak usulleri, yükümlülerin bildirim süreçlerini ve yasal sürelerin nasıl işleyeceğini ayrıntılı biçimde ele alacağız.
İşlem Ertelemesi Usulleri Süreler ve İdari Yaptırımlar
Premium
Önceki dersimizde işlem ertelemesi tedbirinin hukuki niteliğini ve uygulanabilmesi için gereken temel şartları ayrıntılı bir şekilde ele almıştık. Şimdi ise sınavda doğrudan soru olarak karşımıza çıkan ve sürecin işleyişini belirleyen işlem ertelemesi usulleri ile bu usullere bağlanan kesin sürelere geçiyoruz. Suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı ile mücadelede en sert koruma tedbirlerinden biri olan bu mekanizma, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun on dokuz A maddesinde ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Kapsamında İşlemlerin Ertelenmesine Dair Yönetmelikte ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Öncelikle kurumun adını ve temel tanımı açık bir biçimde ortaya koyalım. Bu süreçteki merkezi inceleme otoritesi Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı, kısa adıyla MASAK olarak görev yapmaktadır. İşlem ertelemesi, aklama veya terörizmin finansmanı şüphesi bulunan, yapılmaya teşebbüs edilen ya da halihazırda devam eden işlemlerin Bakan kararıyla yedi iş günü süreyle durdurulması veya gerçekleşmesine izin verilmemesi tedbiridir. Bir başka ifadeyle işlem ertelemesi, aklama veya terörizmin finansmanı şüphesi bulunan işlemlerin Bakan kararıyla azami yedi iş günü süreyle askıya alınması veya gerçekleşmesine izin verilmemesidir. Bu tedbirin temel amacı; şüpheye konu malvarlığı hareketlerini geçici olarak dondurmak suretiyle MASAK tarafından şüphenin teyit edilmesi, finansal işlemlerin derinlemesine analiz edilmesi ve gerek görüldüğünde elde edilen analiz sonuçlarının gecikmeksizin adli veya yetkili diğer makamlara intikal ettirilmesini sağlamaktır. İşlemleri askıya almaya veya bu işlemlerin gerçekleşmesine izin vermemeye aslen Hazine ve Maliye Bakanı yetkilidir. Mevzuatta yetkili makam doğrudan Bakan olarak belirlenmiştir. Ancak beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesinin birinci fıkrasına eklenen açık hüküm gereğince Bakan bu yetkisini Bakan Yardımcısına devredebilir. Yetkinin aslen Bakanda bulunduğu, ancak Bakan Yardımcısına devredilebileceği kuralı dikkatle hatırlanmalıdır. MASAK Başkanlığının kendi başına erteleme kararı verme yetkisi bulunmamakta; Başkanlık süreci analiz etmekte, değerlendirmekte ve kararı Bakana sunmaktadır. İşlem erteleme süreci mevzuatımızda üç farklı yöntemle başlayabilmektedir. Bu yöntemlerden ilki ve uygulamada en sık rastlananı, yükümlünün talebi üzerine başlayan erteleme sürecidir. İkincisi Başkanlıkça yani MASAK tarafından resen başlatılan erteleme süreci, üçüncüsü ise yabancı bir muadil kuruluşun talebi üzerine başlatılan erteleme sürecidir. Şimdi bu usullerin her birini işleyiş biçimleri ve süre kuralları bakımından tek tek ele alalım. İlk usul olan yükümlünün talebiyle başlayan işlem ertelemesinde süreç, yükümlüler tarafından MASAK Başkanlığına gönderilen erteleme talepli şüpheli işlem bildirimi ile başlar. Yönetmeliğin dördüncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılmaya teşebbüs edilen ya da halihazırda devam eden işleme konu malvarlığının aklama veya terörizmin finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüpheyi destekleyen belge veya ciddi emare bulunması durumunda, yükümlüler şüpheli işlem bildirimini Başkanlığa gerekçeleri ile birlikte işlemin ertelenmesi talebi ile iletirler. Erteleme talebiyle gönderilecek şüpheli işlem bildirimlerine ilişkin biçimsel usul ve teknik esaslar ise Başkanlıkça yayımlanan şüpheli işlem bildirim rehberlerinde tespit edilir. Burada sınav açısından son derece kritik olan bir kavram karşımıza çıkmaktadır: İşlemden imtina yükümlülüğü. Şüpheli işlem bildirimlerini işlemin ertelenmesi talebi ile Başkanlığa gönderen yükümlüler, söz konusu işlem hakkında Bakan tarafından verilecek karar MASAK Başkanlığı tarafından kendilerine tebliğ edilinceye kadar, işlemi gerçekleştirmekten imtina etmek zorundadırlar. Yani işlemden imtina, erteleme talepli şüpheli işlem bildirimi gönderen yükümlülerin Bakan kararı tebliğ edilinceye kadar işlemi yapmaktan kaçınma zorunluluğudur. Müşterinin talimatı bulunsa dahi yükümlü, tebligat gelene kadar bu işlemi bekletmek ve yerine getirmemekle kanunen yükümlüdür. Bu usulde sürenin hesaplanması dikkat edilmesi gereken noktalardan biridir. İşlemlerin ertelenmesi, yükümlü tarafından şüpheli işlem bildiriminde bulunulan tarihten itibaren yedi iş gününü geçemez. Erteleme süresi, yükümlünün bildirimde bulunduğu tarihten itibaren azami yedi iş günüdür. Kanun koyucu burada takvim günü değil, açıkça iş günü esası benimsemiştir. Dolayısıyla hafta sonları ve resmi tatiller yedi günlük sürenin hesabına katılmaz. İşlem hakkındaki Bakan kararının bu yedi iş günü içerisinde yükümlüye tebliğ edilmemesi durumunda, erteleme talebine konu işlem yükümlü tarafından serbestçe gerçekleştirilebilir. Bu durum yükümlü açısından bir hak ve hukuki güvencedir; sürenin dolmasıyla birlikte işlemden imtina zorunluluğu kendiliğinden sona erer. İkinci usul, Başkanlıkça resen başlatılan işlem erteleme sürecidir. Yönetmeliğin beşinci maddesi uyarınca, yükümlü tarafından herhangi bir erteleme talebi veya bildirim olmasa dahi, MASAK tarafından yükümlü nezdinde bulunduğu tespit edilen bir malvarlığıyla ilgili olarak aklama veya terörizmin finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüpheyi destekleyen belge veya ciddi emare bulunması halinde erteleme uygulanabilir. Bu durumda Bakanın ilgili malvarlığına ilişkin işlemlerin ertelenmesine yönelik kararı Başkanlıkça ilgili yükümlülere tebliğ edilir. Resen ertelemede sürenin başlangıç anı birinci usulden farklıdır. Resen ertelemede yükümlüler, kararın kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi iş günü süresince kararda belirtilen işlemleri gerçekleştiremezler. Sınavda bu ayrıma çok dikkat edilmelidir; yükümlü talebinde süre bildirim tarihinden itibaren başlarken, resen ertelemede yükümlü açısından süre kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Üçüncü usul ise yabancı muadil kurumlardan alınan talepler üzerine işlemlerin ertelenmesidir. Yönetmeliğin altıncı maddesi uyarınca, yabancı bir mali istihbarat birimi veya muadil kuruluş tarafından aklama veya terörizmin finansmanı suçuna ilişkin işlemlerin ertelenmesi yönündeki gerekçeli talepleri MASAK Başkanlığı tarafından dikkatle değerlendirilir. Yabancı muadil taleplerinde açık kimlik bilgileri, şüphe emareleri ve sürecin mahiyeti asgari unsurlardır. Yönetmelik, işlemlerin ertelenmesine karar verilebilmesi için yabancı muadil kuruluşun gerekçeli başvurusunda asgari olarak bulunması gereken unsurları dört bent halinde saymıştır. Birinci unsur, erteleme işlemini gerçekleştirecek yükümlüye ve erteleme istenen işleme ilişkin detaylı bilgilerdir. İkinci unsur, işlemin aklama veya terörizmin finansmanı suçu ile bağlantısına yönelik şüpheyi destekleyici belge veya ciddi emarelere ilişkin bilgilerdir. Üçüncü unsur, talebe konu kişilerin açık kimlik bilgileridir. Dördüncü unsur ise ilgili ülkede konuya ilişkin yürütülen adli veya idari sürecin mahiyetine ilişkin bilgilerdir. Yabancı muadillerden gelen erteleme taleplerinde uygulanması zorunlu olan temel uluslararası ilke mütekabiliyet ilkesidir. Mütekabiliyet ilkesi, yabancı muadil kuruluşların gerekçeli erteleme taleplerinin karşılanabilmesi için aranan karşılıklılık esasıdır. Diğer bir anlatımla mütekabiliyet ilkesi, yabancı muadil kuruluşlardan gelen erteleme taleplerinin işleme alınmasında gözetilmesi zorunlu olan karşılıklılık kuralıdır. Talepte bulunan yabancı ülkenin de benzer bir durumda Türkiye Cumhuriyetinin erteleme taleplerini yerine getirebilecek bir mevzuata ve uygulamaya sahip olması aranır. Başkanlıkça aklama veya terörizmin finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüpheyi destekleyen belge veya ciddi emare bulunması durumunda, bu yabancı talep Bakan tarafından karara bağlanır. Bakanın kararı yükümlülere tebliğ edilir ve yükümlüler tebliğ tarihinden itibaren yedi iş günü süresince kararda belirtilen işlemleri gerçekleştiremezler. Sürecin sonunda talebe ilişkin alınan karar, talebi yapan yabancı muadil kuruluşa MASAK Başkanlığı tarafından resmen bildirilir. Alınan erteleme kararlarının yükümlülere tebliği usulü Yönetmeliğin yedinci maddesinde düzenlenmiştir. İşlem hakkında uygulanacak Bakan kararı, Başkanlıkça kendilerine elektronik tebligat hesabı açılmış bulunan yükümlülere elektronik tebligat yoluyla ulaştırılır. Elektronik tebligat hesabı bulunmayan yükümlülere ise kararın aciliyeti ve finansal fonların kaçırılmasını önleme gayesi dikkate alınarak faks, elektronik posta veya web servis gibi teknik iletişim araçları kullanılmak suretiyle derhal tebliğ edilir. Şimdi bu konunun en fazla soru potansiyeli taşıyan mali yaptırım boyutuna, yani yükümlülük ihlalinin yaptırımına geçelim. beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, askıya alınan veya gerçekleşmesine izin verilmeyen işlemi alınan karara aykırı şekilde gerçekleştiren yükümlülere işlem tutarı kadar idari para cezası verilir. Ancak kanun koyucu bu ceza için mutlak bir alt sınır belirlemiştir; verilecek idari para cezası hiçbir surette elli bin Türk lirasından az olamaz. Kanundaki maktu tutar elli bin Türk Lirası olarak düzenlenmiştir. Yükümlülük ihlali cezası, erteleme kararına aykırı işlem yapan yükümlüye işlem tutarı kadar kesilen idari para cezasıdır ve elli bin Türk lirasından az olamaz. Mevzuatımızdaki tüm maktu idari para cezalarında olduğu gibi, beş bin beş yüz kırk dokuz sayılı Kanunun on dokuz A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan bu elli bin Türk liralık asgari maktu tutar da her yılın başında Vergi Usul Kanunu uyarınca ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Dolayısıyla kanunun metnindeki yalın maktu taban elli bin Türk lirası olmakla birlikte, güncel uygulama yıllarında yeniden değerleme oranları eklenerek belirlenen güncellenmiş asgari tutarlar geçerlilik kazanmaktadır. Sınavda cezanın niteliği ve oranı sorulduğunda esas kural işlem tutarı kadardır; fakat işlem tutarı ne kadar düşük olursa olsun ceza kanundaki maktu alt sınır olan elli bin Türk Lirası tutarının altına inemez. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer kritik nokta cezayı uygulamaya yetkili mercidir. Yükümlülük ihlali halinde idari para cezasını uygulamaya yetkili makam Başkanlıktır, yani doğrudan MASAK Başkanlığıdır. Erteleme kararını vermeye aslen Bakan veya yetki devri halinde Bakan Yardımcısı yetkili iken, erteleme kararına aykırı davranılması halinde idari para cezasını doğrudan MASAK Başkanlığı kesmektedir. Bu yetki ayrımını karıştırmamak önemlidir. Erteleme kararı Bakanın, ihlal halinde ceza uygulama yetkisi ise MASAK Başkanlığınındır. Konuyu toparlayacak olursak; işlem ertelemesi şüpheli işlemlerin analizi ve adli mercilere sevki amacıyla uygulanan ve süresi yükümlü bildiriminden itibaren yedi iş gününü geçemeyen olağanüstü bir idari tedbirdir. Bakan tarafından bu yedi iş günü içinde bir karar tebliğ edilmezse yükümlü işlemi yapma hakkına kavuşur. Erteleme talebinde bulunan yükümlü karar tebliğine kadar işlemden imtina etmekle yükümlüdür. Yabancı muadil taleplerinde yükümlü ve işlem detayları, şüphe emareleri, açık kimlik bilgileri ve sürecin mahiyeti aranmakta olup mütekabiliyet ilkesi şarttır. Karara aykırı hareket eden yükümlülere ise MASAK Başkanlığı tarafından işlem tutarı kadar ve asgari elli bin Türk lirasından az olmamak üzere idari para cezası tatbik edilir. Bu dersimizi burada tamamlıyoruz. Bir sonraki bölümümüzde modern finansal teknolojilerin suç gelirleriyle mücadeledeki yerini incelemek üzere elektronik para, ödeme sistemleri, açık bankacılık uygulamaları ve uygulama programlama arayüzü tabanlı yani API tabanlı finansal hizmetler konusunu ele alacağız.
Ödeme Sistemleri Elektronik Para ve Kart Şemaları
Premium
Bir önceki dersimizde ele aldığımız işlem erteleme usullerinde sürelerin ve tebligat kanallarının doğru işletilmesi hayati öneme sahiptir. Şüpheli işlem bildirimine istinaden erteleme kararı verildiğinde, bu karar yedi iş günü içinde yükümlüye tebliğ edilmezse yükümlü işlemi gerçekleştirebilir. Bu kapsamda yapılacak tebligat öncelikle elektronik tebligat hesabı üzerinden, bunun mümkün olmaması halinde faks, elektronik posta veya web servis yöntemleriyle derhal yapılır. Şimdi finansal teknolojiler ve gelişen riskler konusuna geçiyoruz. Bu çerçevede elektronik para, ödeme sistemleri, açık bankacılık uygulamaları ve uygulama programlama arayüzü yani API tabanlı finansal hizmetlerin mevzuatımızdaki yerini, teknik işleyişini ve barındırdığı mali suç risklerini inceleyeceğiz. Ödeme sistemlerinin hukuki çerçevesi, altı bin dört yüz doksan üç sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ile çizilmiştir. Anılan Kanunun beşinci maddesi uyarınca ödeme sistemi; üç veya daha fazla katılımcı arasındaki transfer emirlerinden kaynaklanan fon aktarımlarının gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla yapılan takas ve mutabakat işlemleri için gerekli altyapıyı sunan ve ortak kuralları olan yapıyı ifade eder. İki kuruluş arasındaki ikili anlaşmalar ya da sadece mesaj iletimi yapan yapılar ödeme sistemi sayılmaz. Bir ödeme sisteminin Türkiye sınırları içinde faaliyet gösterebilmesi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kısa adıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iznine tabidir. Sistem içerisinde gerçekleşen iki temel aşama sınav açısından son derece önemlidir. Takas, sisteme gönderilen transfer emirlerinin aktarımı, karşılıklı iletilmesi, mutabakat öncesi provizyona aracılık edilmesi ve gerektiğinde bu emirlerin netleştirilmesi sürecidir. Mutabakat ise iki ya da daha fazla taraf arasındaki fon veya menkul kıymet aktarımından kaynaklanan borç ve alacak yükümlülüklerinin kesin olarak yerine getirilmesini ifade eder. Ülkemizde faaliyet gösteren ödeme sistemleri işleticilerine göre iki ana grupta toplanır. Birinci grupta bizzat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından geliştirilen ve işletilen sistemler yer alır. Bunlar Elektronik Fon Transfer Sistemi yani EFT, Elektronik Menkul Kıymet Transfer Sistemi yani EMKT ve Fonların Anlık ve Sürekli Transferi yani FAST sistemidir. FAST sistemi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde geliştirilmiş olup EFT sisteminden tamamen bağımsız çalışan, müşterilerin yedi gün yirmi dört saat anlık para transferi yapabildiği ve fonun saniyeler içinde alıcının hesabına geçtiği yenilikçi bir altyapıdır. İkinci grupta ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası den faaliyet izni almış işleticiler bulunur. Bankalararası Kart Merkezi Anonim Şirketi, İstanbul Takas ve Saklama Bankası Anonim Şirketi yani Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketi, Garanti Ödeme Sistemleri Anonim Şirketi, Paycore Ödeme Hizmetleri Takas ve Mutabakat Sistemleri Anonim Şirketi ve Bileşim Finansal Teknolojiler ve Ödeme Sistemleri Anonim Şirketi Merkez Bankasından izin alarak sistem işleticisi olarak faaliyet gösteren kurumlardır. Uluslararası para transferlerinde sıkça adı geçen SWIFT sistemi ile ulusal ödeme sistemlerini birbirine karıştırmamak gerekir. SWIFT, merkezi Belçika nın Brüksel kentinde bulunan, dünya çapındaki finansal kuruluşlar arasında standart formatta güvenli mesajlaşma sağlayan uluslararası bir iletişim ağıdır. Sınavda özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şudur: SWIFT teknik olarak bir ödeme sistemi değildir; şahıslar veya kurumlar adına hesap yönetmez, fon tutmaz, takas yapmaz ve mutabakat gerçekleştirmez. SWIFT sadece ödeme talimatını içeren mesajların güvenli taşıyıcısıdır; fonların fiili mutabakatı muhabir bankacılık hesapları üzerinden yürütülür. SWIFT in güvenli mesajlaşma ağı Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda ve İsviçre de bulunan üç ana veri merkezinden yönetilmektedir. Mevzuatımızda ödeme hizmeti sağlayıcıları arasında sayılan elektronik para kuruluşları ve elektronik para kavramı da özel kurallara bağlanmıştır. Elektronik para; elektronik para ihraç eden kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen, elektronik olarak saklanan, ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için kullanılan ve ihraç eden dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından da ödeme aracı olarak kabul edilen parasal değerdir. Elektronik para faiz ve kredi yasağına tabidir. Elektronik para kuruluşları topladıkları fonlar karşılığında müşterilerine kesinlikle faiz veremez, menfaat sağlayamaz ve kredi kullandıramaz. Ayrıca elektronik para kuruluşları, ihraç karşılığında topladıkları fonları beş bin dört yüz on bir sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki bankalar nezdinde açılacak koruma hesaplarında ayrı bir şekilde tutmak zorundadır. Finansal teknolojilerin gelişimiyle hayatımıza giren açık bankacılık uygulamaları ve API tabanlı finansal hizmetler de altı bin dört yüz doksan üç sayılı Kanun kapsamında ödeme hizmeti olarak tanımlanmıştır. Müşterinin talebiyle başka bir kuruluştaki hesabından ödeme başlatılmasını sağlayan ödeme emri başlatma hizmeti ile farklı kuruluşlardaki hesap bilgilerinin konsolide edilerek sunulmasını sağlayan hesap bilgisi sağlama hizmeti açık bankacılığın temel taşlarıdır. Bu hizmetler uygulama programlama arayüzleri üzerinden güvenli veri paylaşımı esasına dayanır. Müşteri edinimi süreçlerinde ise on dokuz Sıra Numaralı MASAK Genel Tebliğinin beş bölü C maddesi uyarınca, ödeme ve elektronik para kuruluşları dört Kasım iki bin yirmi üç tarihinden itibaren uzaktan kimlik tespiti yapabilme yetkisine kavuşmuştur. Bu kuruluşlar uzaktan kimlik tespitini Merkez Bankasının veri paylaşım servislerine ilişkin düzenlemeleri ile MASAK tebliğindeki esaslara uyarak gerçekleştirirler. Uyum görevlilerinin özellikle hakim olması gereken bir diğer alan yüksek riskli işlemlerin takibidir. Mevzuat gereğince, düşük değerli olan ödeme işlemlerinin kısa bir süre içinde sıklıkla gerçekleştirilmesi ya da düşük değerli ön ödemeli araç kullanımının kısa sürede yoğunlaşması yüksek riskli işlem olarak kabul edilir. Kuruluşlar, bilinen dolandırıcılık yöntemlerini, işlem tutarlarını, olağan dışı davranış desenlerini ve zararlı yazılım belirtilerini izleyen takip mekanizmaları kurmakla yükümlüdür. Bu çerçevede en kritik sorumluluklardan biri yasa dışı mecra bildirimidir. Kuruluşlar, sosyal medya ve çevrim içi platformlarda yasa dışı bahis ve benzeri suç faaliyetlerine imkan tanıdığı tespit edilen sanal mecraları, bunlara aracılık eden hesap ve kartları kayıt altına alarak derhal Merkez Bankasına ve MASAK a raporlamak zorundadır. Son olarak kartlı ödeme sistemlerinin omurgasını oluşturan kart şemalarını inceleyelim. Kart şeması, kredi kartı veya banka kartı fark etmeksizin bankaların ve uygun finansal kuruluşların üye olabildiği merkezi ödeme ağıdır. Kart şemalarında dört temel unsur bulunur: Sistem işleticisi, müşteri, kart çıkaran banka yani issuer, üye işyeri ve ona POS sağlayan banka yani acquirer. Kart çıkaran banka, müşteriye kartı tahsis eden, limit ve bakiye kontrolünü yaparak yetkilendirme yani otorizasyon onayını veren ve işlem bedelini karşı bankaya ödeyen taraftır. Kart kabul eden banka ise üye işyerine POS terminali sağlayan, satış verisini ağa ileten ve kart çıkaran bankadan gelen parayı üye işyerine aktaran kuruluştur. Sistem işleticisi, bu iki banka arasında veri ve onay akışını sağlayan merkezi kart ağıdır. Kart şemalarında işlem akışı bilgi ve fon akışı olarak ikiye ayrılır. Bilgi akışında sırasıyla, POS terminali işlem ayrıntılarını kart kabul eden bankaya gönderir; bu banka veriyi kart ağına iletir; kart ağı da yetkilendirme talebini kartı veren bankaya ulaştırır. Otorizasyon aşamasında kart çıkaran banka limit veya bakiyeyi kontrol ederek işlemi onaylar. Gelişmiş kart şeması altyapıları sayesinde bu otorizasyon ve onay süreçleri saniyeler içinde tamamlanır. Onayın ardından gerçekleşen fon akışında ise sıra tam tersine döner. Para kartı veren bankadan çıkar, kart kabul eden bankaya iletilir ve son olarak satıcıya yani üye işyerine ödenir. Böylece ödeme sistemleri, elektronik para ve açık bankacılık yapılarını tamamlamış olduk. Bir sonraki dersimizde kripto varlıklar, dijital cüzdanlar ve gelişen diğer finansal teknolojileri ele alacağız.
Kripto Varlıklar ve Finansal Teknolojiler Mevzuatı
Premium
Elektronik para, ödeme sistemleri, açık bankacılık uygulamaları ve uygulama programlama arayüzü tabanlı finansal hizmetlerin ardından, finansal teknolojiler ve gelişen riskler konusunun son ve kritik başlığı olan kripto varlıklar, dijital cüzdanlar, sanal işlemler ve diğer gelişen finansal teknolojiler alanına geçiyoruz. Günümüzde finansal teknolojilerin gelişimiyle birlikte suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanı yöntemleri de dönüşmektedir. Bu kapsamda sanal işlemler ve dijital platformlar üzerinden yürütülen riskli faaliyetler yükümlülerce dikkatle izlenmelidir. Örneğin yasa dışı bahis faaliyetlerine aracılık eden sanal platformlar tespit edildiğinde hem Bankaya hem de Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına, kısa adıyla MASAK'a bildirilmek zorundadır. Kripto varlık kavramının yasal tanımı sınav açısından temel bir bilgi niteliğindedir. altı bin üç yüz altmış iki sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kripto varlık; dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak elektronik olarak oluşturulup saklanabilen, dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan ve değer veya hak ifade edebilen gayri maddi varlıklar olarak tanımlanmıştır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılar, kısa adıyla KVHS; platformları, kripto varlık saklama hizmeti sağlayan kuruluşları ve kripto varlıkların ilk satış ya da dağıtımı dahil olmak üzere ilgili hizmetleri sunan kuruluşları ifade eder. Platform ise kripto varlık alım satım, ilk satış, dağıtım, takas, transfer ve saklama işlemlerinin gerçekleştirildiği kuruluşlardır. Kripto varlık hizmet sağlayıcıların kurulabilmesi ve faaliyete başlaması Sermaye Piyasası Kurulunun iznine bağlanmış olup, teknolojik altyapılarında TÜBİTAK tarafından belirlenen kriterlere uygunluk şartı aranır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılar nezdinde gerçekleştirilen işlemlerde kimlik tespiti kuralları iki bin yirmi dört yılı sonunda yapılan düzenlemelerle önemli ölçüde sıkılaştırılmıştır. Tedbirler Yönetmeliğinin beşinci maddesinde yapılan değişiklikle mevcut yükümlüler için yüz seksen beş bin Türk Lirası olan kimlik tespit sınırı KVHS için on beş bin Türk Lirası olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda KVHS nezdinde gerçekleştirilen on beş bin Türk Lirası ve üzeri kripto varlık transferlerinde kimliğe ilişkin bilgileri almak ve bu bilgilerin doğruluğunu teyit etme yükümlülüğü getirilmiştir. Sınavda bu eşik ayrımına çok dikkat edilmelidir. Mevcut genel yükümlüler için uygulanan yüz seksen beş bin Türk Lirası tutarındaki kimlik tespit sınırının, kripto varlık hizmet sağlayıcılar nezdindeki transferlerde on beş bin Türk Lirası olarak uygulanması belirleyici bir kuraldır. Tedbirler Yönetmeliğine eklenen seyahat kuralı, transfer mesajlarında gönderici ve alıcı bilgilerinin yer almasını zorunlu kılmaktadır. on beş bin Türk Lirası ve üzeri transferlerde gönderenin adı soyadı veya unvanı, cüzdan adresi veya referans numarası ve adres, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ya da vergi kimlik numarası gibi belirleyici bilgileri mesaja eklenir ve teyit edilir; alıcı bilgileri eklenir ancak teyidi gönderici için zorunlu değildir. on beş bin Türk Lirası altındaki transferlerde hem gönderen hem alıcının ad soyad ve cüzdan bilgisi mesaja yazılır, ancak teyit zorunlu değildir. Bilgilerin transferle eş zamanlı ve güvenli bir şekilde aktarılması gerekmektedir. Seyahat kuralı kapsamındaki transfer mesajlarının eksik gelmesi ve talep edildiği halde tamamlanmaması durumunda transfer iade edilir, eksikliğin sürmesi halinde ise iş ilişkisine son verilmesi değerlendirilir. Bu kuralın iki temel istisnası bulunmaktadır. Birincisi herhangi bir kripto varlık hizmet sağlayıcı nezdinde barındırılmayan, yani kayıtlı olmayan dijital cüzdanlar; ikincisi ise yurt dışında yerleşik ve bilgi paylaşma yükümlülüğü bulunmayan kuruluşlarla yapılan transferlerdir. Bu istisnalarda müşteriden karşı tarafı belirlemeye yarayan kimlik bilgilerine ilişkin yazılı beyan alınır. Risk temelli yaklaşımla ilave bilgi ve belge talep edilebilir, yeterli bilgi elde edilemezse işlem gerçekleştirilmez. Ayrıca KVHS nezdinde gizlilik tabanlı kripto varlıkların alım satımına ya da saklanmasına aracılık edilmesi kesinlikle yasaktır. Mevzuatta öngörülen bir diğer önemli düzenleme sıkılaştırılmış tedbirlerdir. Finansal kuruluşların KVHS'lerle iş ilişkisi tesis etmesi üst seviyedeki görevlinin onayına bağlanmıştır, bu kural sınavda doğrudan karşımıza çıkan tipik bir sıkılaştırılmış tedbir örneğidir. Ayrıca kripto varlık hizmet sağlayıcılar nezdinde uzaktan kimlik tespiti yoluyla sürekli iş ilişkisi tesisinde ilk finansal hareket dahil para yatırma ve çekme işlemlerinin müşterinin kendi kimlik bilgileriyle uyumlu bir banka veya kredi kartı hesabı aracılığıyla yapılması zorunludur. Böylece kripto varlıklar, dijital cüzdanlar, sanal işlemler ve diğer gelişen finansal teknolojilerin suç gelirlerini aklama amacıyla kötüye kullanımı engellenmektedir. Bu son değerlendirmeyle birlikte finansal teknolojiler ve gelişen riskler konusunu ve eğitim programımızın tüm ders anlatımlarını tamamlamış bulunuyoruz.
Bu dersin ilk 5 dakikası ücretsiz
Her dersin ilk 5 dakikasını ücretsiz dinleyebilirsin. Bu dersin kalan 226 dakikası ve tüm bölümler için premium lisans gerekli.
Lisans Satın Al